20121125

Çöküş...

çok çöküş gördü bu bünye gördü derken çöktü yani...

ama hiçbiri bu kadar sert hiç biri bu kara haklı yerli ve zamanında olmamıştı. isyan karışmıyor artık sözcüklerime isyan edecek birşey kalmadı benden gayri. ego sahibi bünyemde gittikçe tekilleşen hayatımda şu an güzellikleri göremezken ama görür taklidi yaparken sırf güç vereyim diye farkediyorum şimdi artık anlamsız pek çok çaba... içiyorum şimdi doya doya... kana kana... kana susamışcasına bir cani gibi bakıyorum hayata bu sefer intikam almak için değil bir özür dilemek için, yapamayacağımı bile bile.. bile bile sürmek istiyorum atlarımı üstüne artık geleceğimin zira geçmişime bağlayacak tek kadın gitti...

hayallerden gayri elde kaln birşey olmadı zaten her seferinde bu sefer artık düşünemiyorum bile...

140 karaktere sığdırmak gibi hayatı sanki, anlamsız...

içiyorum...

sarhoş olmak istiyorum cidden sabahtan başladım yine, ne zamandan sonra...

dans etmek istiyorum
ve küfretmek istiyorum güneş görmeyen yerlerine bu hayatın
ve ben hepinizi çok seviyorum
aşık olduğum kadını sevdiğim gibi seviyorum hepinizi
ve ben tükeniyorum
teketiyorum
kirletiyorum
ve terk ediliyorum

20121014

say goodbye to at hole...

böyle hatırlıyorum sözlerini böle olmalı, güzel şarkıydı bende 15 yaşındaydım... çok şeyimi kaybettiğimim ama daha önemlilerini yerine koyduğum yıldı... unutmak mümkün mü...

ağlama ben buradayım en fazla öperim geçer...

eski eski zamanlarda bir şarkı vardı adını hatırlayamıyorum bile... ah bi hatırlasam dinleyecem zaten!

kaçışın olmadığı zamanlarda ve kaçmanın mümkün olmadığı bir diyardayken kaçmak istemeyeni sikeyeyim, pes etmeyene sözüm yok!

ama ne yazık ki bünyeye işlemiş, hapisten kaçarım ama memleketten asla ki göremedim kaç zaman oldu...

20120910

olur mu ya, dediler...

dikensiz teller üstünde koşarken ben
sikenli insanlar arasına düştüm
adım bile yoktu daha
hayat dediler
ne he diyebildim
ne gidebildim...


ve asfaltlı yollar döşediler haytıma
ne uzak kalabildim
ne içine girebildim
aşk dediler adına
he dedim 'bi o eksikti'
ne sevebildim
ne sevildiğimi bildim

ben en güzel bu girdabı siktim....

çizgi filimmmm

sanki kahraman olmalıydım iki boyutta 3 saniye...

gerisine gerek yoktu.
almayayım dedim dinlemediler
egonuzu sikeyim bayım,
olmamalıydı böyle...

ağlasak mı?

ağlasak mı sanki

ilk kez şarap içiyor gibi sardırsak mı...
ağlasak mı sabahın işini de gücünü de sikerek
sevişmeden sadece
uzaktan ağlasak mı
hiç olmadı anlar gibi yaparak...

ağlasak mı?
artık çoktan ölmüş olan çocukluğumuza
doğmamış çocuklarımıza
bize
ve hayata ve de deyip baymayım daha fazla
ağlasak mı sanki hiç yapmamışız gibi...

ki hiç yapaamdık doya doya...

olur ya..

olur ya düşersin hayatıma;

sana son kez bakarım belki öpmeye yeltenirim ama bunu derim;

unutmadım alıştım...

ve en zorudur alışmak köleliğe, zincirlere alışmak
yalnızlık ömür boyu bu sikik toplum içinde

çocuk olamayız belki yeniden
ama mutluluğu sarar belki içimizde bu katil palyaço hayatın yanında
çocukluğumuzun katili olmanın...
beraber...

yalan

sanki yalan gibi hayat

gerçek yok gibi
her bulduğunda kaybettiğin yalanlarla yaşıyorsun sanki
güzel kadınlar gibi hayat
uzaktan
offf oooof off
aman içine girme
yalan sanki hayat
sen dürüst oldukça...

20120721

...........

mala bağlamış serçeyim bugün...
kimseyi suçlamıyorum, ağlamıyorumda ama ölüm isteği var içimde... azrail gelir de git dersem o yirmibeş yılımın üstüne geri kalan hayatımı koyup siksinler!

tarih beni unutsun artık anladım ben havlu attım...

ve kayıt...

hiç iyi bi aktör olamadım. olamadım. olamayacağım. müzisyen de değilim. heykellerin anca önünde içerim, arada bir sarhoş edebiyatı yapar adına şiir derim... keşke doğarken içime bi sanatçı kaçırsalarmış... karnım doyarmış en azından bugün...

yok!

ben sanatçı olmak değil para kazanmak istiyorum...

vur kadehi hadi, içimde az da olsaydı biraz sanatçı zaten bulurdum anlamını; bu iflahını siktiğimin hayatın!

kaderimiz böyle deyip işime bakmak isterdim... iş... ne güzel laf... işsizlik... işsizim.. işsizsin... işsiziz biz 8 milyon! ayrıca ailenin umudu adına genç denen öğrencileriz biz, çalışmadan okuyamayan!

işçiyiz biz, demir yumruklarımız da yok üstelik açız, ve en kötüsü tuzla gidiyoruz öleceğimiz her yere ya da yaşayamayacağımız her yere...

20120709

yayın bir ki deneme

sigaram bitmek üzere, param da yok işim de yok, sıkıntı...

hani deneysel şarkılar vardır ya özellikle orta kısımları baydıkça bayar, yazar benim hayatımda da deneysel birşeyler katmış ama olmamış. sırf ben olan şu blogda bile tutarsızlık var sanki.

ama şu temmuz bitmeden bi ankara asfaltlarında yürüsem tepelerine neyim çıksam insem bi kaç da bira içtim mi tamam derim daha ne olsun.

evire çevire sıkıldım hayattan ne doldurabiliyorum boşluklarımı ne taşırabiliyorum. yeter bile demek gelmiyor içimden, enerjim tükenmiş, yorulmuşum çok. kırgınım ama pek üzülmeye de halim yok..

20120630

ben

kaybedenler klubünde bi söz vardı;

kadınlar önce seni sen yapan özelliklerine aşık olur sonra da onları senden almaya çalışır....

kadınlar işte daha ben bile olamamışken furüzi istekler de bulundu benden, he dedim bağlandılar ve sonra benden geriye hiç bir şey kalmadı... ve bir başka kadına daha yoz daha daha yabancı bir ben oldum ve evren ne kadar gerçek olursa olsun ben de artık o kadar ben değilim... bildim... erkekler de ağlar ha!

iş güç de yok

'Üç yanlisimiz bile olmadan, elimizdeki tek dogruyu kaybettik sonra'


böyle bir şey okudum, vay dedim ya; vay dedim... tek bir doğru bile yok şu an hayatımda


hatta doğru parçam bile yok hani bende başlasın başkasında bitsin. eskilerden kalma tuhaf ilişkilerimde kalan sağ salim duygularımla şaraba meze ediyorum hayatı.


sevişmek gibi işte zaten, hata da olsa düşünmeden yaparsın ya sonra sorgularsın, işte hayat öyle işte...


Gel `Biz`olalim demek kolay ...

Benimle `Hiç`olur musun ?



he he he diyorum kahkahalarımı duymuyorsunuz tabii...

off ki vay vay

günlerden bir gün işte, şarap var epey sonra...

müzik var kulağımda ama hiç çalınmamış, sonra bir de çalınmış hayatım var aklımda. günlerim geçmişte... günlerim geçtikçe mahpus hayatı süren bir fare gibiyim köşe bucak işte hayat...

bağlanıyorsunuz kabul edin sonra beni de üzüyorsunuz...

20120504

günlerden bir gündü bir bayramdı mayısın birinde;



ankara sokakları yine özlem kokarken, sıcak havada bir rüzgar esiyordu bizden yana, güzeldi... kar yoktu belki ama anakarada olmanın huzuru ve örgütlenmiş sevdalarla ankara sokakları çınlıyordu. hava sıcaktı, insanı, insanlarım gibi ve ben ısındım, ısındıkça ses tellerim açıldı, kardeşlik türkülerine meze ettim biramı.

yıllar öncesinden kalma heyecanlarımla gezeledim sağı solu, yürüdüm yine çok ve yine yürüdükçe yürümek istedim. kendimle başbaşa, betondan keyif aldım-betondan, kaldırımlardan, asfaltlardan... nefes alıyordum işte, yaşıyordum ve yaşamak anlamlıydı sanki, eski pek eski duygular, heycanlar, çocuk gibiydim, çünkü ankara çocuğuydum, bebelerle slogan atıyordum...


ve bir ankara akşamında daha bıraktım kalbimi... o hınca hınç dolu görünen boş kaldırımlara... 

20120426

...

bir sigara gibi yanan hayatımız...

ama bir tane işte sorun!

bir kadın gibiydi hava, kadın kokuyordu hava
kayboluyordum coğrafyasında çaresizliğin
bir kadın gibi söylüyordu şarkımı hayat
bir kadın gibi sigara içiyordu kaldırımda...

bir erkek gibi ağlıyordum duvarda
bir erkek çocuğuydum, sadece çocuk...
bir kadın gibiydi hayat, baktıkça güzelleşen
bir kadın gibiydi hayat sevdikçe kaçan...


benim hatamdı aslında, ama ne yapabilirdim ki ben daha bir çocuktum...

20120413

bazen...

bazen unutuyoruz işte ne kadar farklı canlılar olduğumuzu, görmüyoruz - görmek istemiyoruz. eksikliğimizi bile farketmiyoruz çoğu zaman... sessizlik ve yalnızlık ortak oluyor şarabımıza, şarap demişken iyi giderdi değil mi şimdi... hakikaten iyi olur şimdi.

hadi gel içelim


The Temper Trap - Need Your Love

yeni kayıt, güzel olmuş ama yine de bi 'soldier on' değil tabii ki...

acı eşiği

bazı bünyelerde yüksektir, bazı bünyelerde acı çok yüksektir. kötü kötü bakma be! ne var orada? o elinde ki ne? ta amına koyim senin, tüü.. beyinsiz!

şu sikindirik sabahları güzel, mutlu, umutlu uyanmayı öğrensem ya ben!

20120412

arkadaşlar iyidir!

ve oturuyordu çocuk sandalyede;

kötü hissetmiyordu annesi ona kızana kadar. düşünüyordu zaten sen yaptın bir tane daha yaparsın o vişne reçelinden... istemeden kırdığı kavanoza bakıyordu, çünkü ders verilmek gibi bir istekle sandalyenin yanındaki masaya konmuştu ve reçel de mutsuzdu bu durumdan. küçük ayaklarına bakarken birden gözyaşları süzüldü, ağlamaya başladı reçel ağlayan çocuğu görünce. mideye inip bok olmaktansa çöpte heba olmayı tercih ederdi tekrar reçel yapılma şansı olsaydı, sıyrılamadı içindeki cam kırıklarından, ağlıyor reçel ve canı da kırılmaya başlamıştı. çocuk parmağını reçele soktu, biraz gezindi parmakları reçelde, reçel kendini iyi hissetti, kırmızıydı, parlaktı... sonra sonra birden koyulaşmaya başladı, reçel ne olduğunu anlamadan anne geldi ve balyoz gibi tokat çocuğun yüreğinde patladı. reçelin içinde korsanlar parmağını kesmişti, oyundan ya da kederden çocuk ne bilsin hissetmeyi o yaşta daha yaralanmaların! reçel ağlamaya başladı, canı kırıldı, canı kesildi... ve son kez baktı çocuğa, artık gitmesi gerekiyordu, bu birliktelik ikisini de yaralamaya başlamıştı artık... anne hiç suçluluk duymadan reçeli attı; çocuk ağlıyordu, parmağı değil yüzü acıyordu çünkü, çünkü en çok kıran her zaman en sevdiğindir! reçel kırgındı ayrılırken, çocuk kırgındı; anneyse pek üzgün görünmüyordu. ve akşam güneşi ısıttı birden odayı, çünkü artık reçelin sesi hiç duyulmuyordu!

ay dont vana liv det vey!

çok samimiyetsiz bulsam da kendimi, yüzleşmem gerektiğine inanıyorum, bu aydınlık güzel günde, sıcak üstelik.
içimde çaktırmadan büyümüş o adam var, çocuktuk daha dün gibi hatta daha dün. bazen insanlar konuşur, bu zamanlar ne söylediğini pek kestiremez ya. agresifleşir mesela, sıkılmıştır artık kendini kanıtlama çabasından, üzer insanları, üzüldüğü kadar... sonra karanlık bir zindana dönüşür odalar, odalarda yaşanmışlıklar. isyan gibi, sessiz başlar içinde bir büyüme, bir bira ve bu giden yol yol değil geri dön!

en büyük mutluluğun insanın kendini kabul etmesiyle başladığını düşünüyorum şu sıralar, sevmeye gerek yok eksiğini fazlanı bilsen fena mı olur. suçlamasa mesela başkalarını ya da başkalarından bir şey beklemeden keşke başkalarının da bünyeden beklememesi gibi...

çok mu geç oldu?

ne kadar çabuk geçiyor zaman, hep geç kalırım zaten bir yerlere giderken.


bir iş görüşmesi için kötü bir başlangıç olurdu herhalde bu. derin derin çekiyorum sigaramdan, kahvem de sıcak, yaş gün be gün artmakta...

20120410

lavinya...

san gitme demeyeceğim
ama ne olur git!

git artık! yeter bu acı yaşanmışlıklarla...

sana gitme demeyeceğim zira ben; ben hiç gidemedim kimseden!

ve ben ölümüne; ölümü isteyerek ve ölümü göğüsleyerek bugün diyorum ki...

hayat;

özlemeliyiz biraz birbirimizi...

hata sende değil bende!

The Thought Of Losing You

güzel bir şarkı evet ama bozlak sonrası sönük kalıyor elbet...


ve bir gün daha, geçip girerken götümüze elde kalan yaşanamayan gençlik...

üç nokta üçü de yalnız...

birincisi depresyondayım pek etikle aram yok
ikincisi ben ölüyorum artık etiğe gerek yok...

kahve.

yine günlerden güneşli, parlak ve boktan bir gün olmuştu yağmur sonrası. üzerime dökmeye yeltendiğim kahveyi düşündüm, o benden de şanssızdı - birazdan mide asitimle tanışacak ve olmak istemeyeceği bir yerde biraz da olsa varlığını sürdürecekti.

seçme şansı bırakmadım ona, öldürdüğüm yirmi adet sigaraya da... çok faşizan bir tutumdu ama olsun güzelim olsun.

geçmişten kalma bir oyuna denk geldim yüzüm güldü, oyun bitti ve bende bittim. hayat sert bi porno bazen evet, yoruldum düzüşmekten...

ve kahve biter, bir yenisini hazırlmak için su yanar, e o yanmazsa ocak yanmazsa nasıl çıkar kahveler ambalajlarından?

20120407

sessiz bugün...

gözlerini kısıp tavana baktı, dumanların ardında beyazdı, bomboş; hayatı gibi...

acı çektirmek istemişti bir kez olsun; sıkılmıştı artık cefakar ilişkilerinden. keskin düşünceleri ahlaktan bihaber bir adama takıldı. pişmanlıkları içinde boğulurken adam yeter diyemeyeceğini biliyordu belki de, gecelerin sabahında bir yenisi daha olacaktı sadece.

emin emin yürüdü ona doğru sigaradan soluğu kesilmiş adam bir düşman daha edinmişti derinlerde. kaçmak niyetindeydi o da; yapabilseydi eğer.

pencereden bakamasa da kaçacak yeri de yoktu zaten, dövüşmekten bıkmış ve hasret kalmış bir şeylere... öylece yatıyordu yerde, bitap düşmüş bedenine sokulmak pek de zor değil, kendi de önemsemiyor zaten.

hatalar kadar kolaydı bu seferde, ne güzel dedi kendi kendine adam, çok güzel, sessiz olacağını düşünmekteydi. olmadı.

yine yeniden sustu adam... bu sefer adam gözlerini kısıp tavana baktı, dumanların ardında beyazdı, bomboş; hayatı gibi... ve son kez eli ilacına gitti, şarabını son kez içti; hayalinde koşuyordu, çok hızlı, yorulmadan ve son kez sustu adam...

20120404

ve sonsuz olmuştu duvardaki resim...

dipsiz gibi baktıkça uzayan bir uçurum şimdi o yollar. uzun çok, bacak kadar bebeyim ben daha...

uyanınca farkettim akşamdan kalma değildi sakalım. derindi; kim bilir ne canlıya konaklama hizmeti veriyordu. sonra suratımda bir kentsel dönüşüm projesi hazırladım. hava güzel belki gidişat değişirdi. ihale elimde kaldı rafa kaldırdım projeyi. kollarım acizdi tutmaktan, belki dedim bi kaç tutamak iyi gelir; geliyom ey duvar, yenemeyeceksin beni! deyi deyi yüksek gürültü de düşündüm. ondan da sonuç çıkmadı. bir bira iyi gider dedim, bira alamadığımı farkedince hala bozulmamış olan kahveden aldım. kafein iyidir bazen. açar güzel güzel kapıları hayallerin, sigara da varsa tamam... ama sigara da alamıyorum...

küçük bir çılgınlık yapmak istedim, heyecan dolusundan ve camdan dışarı baktım, dünyaya, insanlara; kimileri de kaçıyordu aslında, durdurmak istemedim hiç yere bakarak yürüyenleri. kimisi hırslıydı, kimisi güzel kimisi çirkin... aslında yeni bir şey yok bıraktığım gibi duruyor dünya işte!

apartman boşluğuna çıktım, karanlıktı. aşağıya baktım zira bura tek yöndü, yer çekimi ters yöne izin vermez... yürürüm ki ben burayı dedim gülümsemek gelmedi içimden, giderim ben buradan nerelere gittim gittim geldim ben....

ve dipsiz gibi baktıkça uzayan bir uçurum şimdi o yollar. uzun çok, bacak kadar bebeyim ben daha... yürüyecek gücüm de yok al beni...

20120402

oy!

böyle zamanlarda işte
yaşamak varken delice
yaşıyoruz ya aslında
ne güzel şey bu yaşamak aslında

felç olmuş duygularla şarapla aşka ve içinde tutku olan her şey ile...

ben deli değilim diye diye bağırarak yaşamak
deli olmadığını bilerek
deli taklidi yaparak
heyecan dolu sigarayı şaraba meze ederek

hıçkıra hıçkıra ağlamak isteyip de delice ağlayamadan, gülemeden...

saklanmazsın
saklanmaya da gerek yok zaten. çok uzaklarda kalmış hayalerin içinde yaşarken. insanlar içinde üstelik, ne gerek var. bu pesimist tavırlarda sıktı artık. insan olmak istiyorum. insan gibi, duygulanmak... uyuşmadan canlı canlı avlanmak tavanın kızgınlığını hissede hissede yaşamak istiyorum günahlarımı... istiyorum tekrar o masum çocuk olmayı...

evet yaşamak sıktı sanki biraz...

20120330

sana t yaptım, aç mısın?

sana bir t vermek istedim
gitmiştin
belki şarkı söylerim diye ezberlemiştim tüm gece o çok yabancı sözlerini en sevdiğinin
yoktun
sana bir resim çizmiştim çöpten adamları kullandım, geri dönüşümlü olsun diye
görmedin ve hiç görmeyeceksin
sana bir şiir yazmak istedim kendi dilime bile çevrilemedi
sana bir t vermek istedim
alfabede yerini bulamayınca senin
oturdum içtim, şarabın en sana benzeyenini...

belkim bir kertenkeleydim...

kendi düşen köyler kentler ağlamaz
sur dışında ben oturur ağlardım
ekmek diye bağrışırdı bebeler
elma derler ben ortaya çıkardım ...

ne güzel demiş Can baba, oturup ağlamamak elde değil. nelerden korkuyoruz şu hayatta ve nelere karşı atlıyoruz hiç korkmadan, düşüncesizce ve ne kadar çirkiniz güzeller arasında; yalnız...

20120329

konuşmak

seni ilelebet benimsin sandım...


cahildim deyecem ama hala cahilim...
hayaller aldandırır beni bebeliğimden beri evvvelim yok ki ahirim olsun...


yıllar var arada ben yok ama, ve artık ne olursa olsun, kafam güzel...

nerdesin, nesin bilmiyorum, bilemezsin ama bir kaç ışık yılı uzakta ben varım... sağda inecek var de beni bulursun... öldüğümde...

evvelim sen oldun...
ahirim sensin...

dört artı dört artı göt!

yeni eğitim sistemi tasarısı da pek güzelmiş!

evet

döven polisleri izliyorum da;

ne kadar haklısınız aslında, biz hiç bu yönden bakamadık, ekmek kapınızı kapatmaya çalışıyoruz. dövün, helal olsun ananızdan emdiğiniz süt size!

sorsam?

Erzincan’a girdim ne güzel bağlar
Erzurum’a vardım dumanlı dağlar
Elleri koynunda bir güzel ağlar
Oy anam anam hallarım yaman

Yüce dağ başında çadır açarım
Nazlım seni burdan alıp kaçarım
Kahve bulamazsam kenger içerim
Oy anam anam hallarım ağlar

Anama söyleyin lamba yakmasın
Çuha şalvarıma uçkur takmasın
Oğlum gelir diye yola bakmasın
Oy anam anam hallarım yaman

bugün ayrı bir sancılı.


hayaller hayaller, gerçeğin altında ezilmişler, ezikler onlar, sen de! kabullenme everesi bile geç kalmışken tüm bunların ortasında, yine diye sorsam; öldürürsün sormasam ben öldüm.... bir güzel kız gördüm tutmuş yolunu... artık çok geç...

sabahın seherinde bokumu yesin kuşlar

'tamam ben olmuşum' diyecek kadar hissettim sabah sabah seni, hayaller bile var aslında şu an yanımda el sallıyorlar bize, yani eskiden bizdik ya hani...

özgürlük; kuşş gibi olabilmektir, kuşş gibi hafif olabilmektir, süzülmektir bir yokluktan diğerine.

koşarak ciğer parçalamak yerine, uça uça bir dağdan diğerine

güzel bir şarkı dinlesin herkes bugün, kendine, ruhuna bir iyilik yapsın... bunu istiyorum gerçekten herkes ama herkes dinlesin... ben bugün güzel bir şarkı bulamıyorum kendime... isyanlardayım yine erken başladım bari öğle etseydim ama değmez, rahatlamam lazım epeydir ilk kez bu kadar çok ihtiyacım var, gerilmiş yay gibiyim. belki ağlayabilsem geçecek ama henüz doğru şarkıyı bulamadım, gözlerimde patlamaya hazır c4ler var, bekliyorum.

karanlıkta da bir bok olmadı aslında, hamam böceğinden hallice bir hayatta kalma savaşı vardı, aydınlıkta da hiçler arasında kaydı ayaklarım, kaydırdılar..
düştüm, 'yıkılmadım ayaktayımlarla' doğrulmaya çalışırken felç geçirdim. artık hep yatalağım...

20120328

şaraba kadar gidiyorum, gelmeyebilirim...

intihar meyilli zamanlarda anti-depresan olarak şarap kullanımı; evet destekliyorum, sarhoş olmak mümkünse sızmak bu yaşam ki birlikteliğimizin de sonuna gelmek istiyorum, sağlıcakla...

o kadar mükemmelsin ki

farkında mısın?

yanında sığır bile olamadım. nefret kazanmakta üstüme yok biliyorum. şimdiden deli gibi özledim. şişmiş ciğerlerimden sönük sönük adın süzülüyor, şarap bile tatsız.

keşkelerle dolu bir çok şey yazabilirim şimdi ardından. gittin...

giden hiç bir zaman yalnız gitmiyor kalandan o yüzden kalandan da hiç bir cacık olmuyor. hıyarım, evet cacık bile olamadım sana...

hayatımın ucuza kaçılmış başarısız bir kısa metraj olması yerine bir bilgisayar oyunu olmasını isterdim. orada hiç aşk yok, sevgi yok. bir görevden diğerine koşuşturmaca...

kabak tadı verdi sanki hayat, kaçamıyorum kalamıyorum çözemiyorum ve hiç olmak istemediğim yerde tam ortada buluyorum kendimi...

bağıra bağıra ağlamak istiyorum bu gece, nicedir birikenleri kusmak istiyorum yüzüme. günden güne nihilistleşmiş ruhum migrenden kıvrınmakta. anlatırken ben bu değilimleri kabulleniyorum artık ben değiştim. etik potada zaten düşünmedim ne zamandır, gerek duymuyorum. heyecanlanabilmek istiyorum içten içe. bu kadar duyarsızlık ve yüzeysellik bana bile fazla sanki; durdurun ya şu hayatı inecek var dedik!

bir akşamın kalbinde işte bıraktın beni, dönüp ardına bakmadan...

peki şimdi ne olacak, herkse sana benzemeyecek elbetteki olamazlar ama seni soracaklar. ve ben de ehe iyi deyip geçiştireceğim içten içe mutlu olmanı dileyerek, iyi ol hep...

haketmedim seni aslında evet, haketmeden yaşadığım onca şeyin arasında... özür dilerim, seni çok seviyorum... ve varken hiç duymadın şimdi de bilmeyeceksin ama; sana ağlıyorum aşkım...



ve
Gidersin; işte rezil bir an’dır bu;
yazdıkça silinen sözcükler gibidir hayat.
Gidersin; bir hazin dramdır bu!

20120321

bi bira?

uykusuz bir gece...

tınısı kulaklarımda acısı hala damağımda. ne güzel oysa ki onca şey ve onca şey yapabilmek. özgürlük zannettiğim onca ahlaksızlık ve bencilliğim... yalnızlık kötü değildir, ayıp da değildir. ama arada o çemberde gedik açmak gerekir.

anlıyorum şimdi şimdi... şimdiye kadar neleri kimleri kaybettiğimi... ve de hala beni kaybedenleri...

özlüyorum ama arada bir ya da şimdi şimdi yaklaşıyorum işte, korkmadan, sevgilerle...

20120320

ikram

işten güçten derken erken başladım yine bugün, aslında ne zamandır.
dün tanıştığım sabri abi var aklımda, onda yıllar sonramı gördüm sanki, sanki demeyim kendimden biraz erişkinlik gördüm, bir hastane köşesinde tanımadığı çaresiz de gözükmeyen bir gence yardım edişini gördüm. gözlerim doldu. aslında içten içe ağladım galon galon yaşlarım döküldü ciğerime.

bayramdan bayrama hatırla beni haberdar et dedi, ne yaptığını çok iyi biliyordu, aslında bir daha yapmasını isteyemeyecek birine yardım ettiğini de biliyor olmalıydı. gözlerinde eleştirel bir bakış vardı konuşurken, kenan amcanın hediyesi belli. birinci yılında bir hüznü yaşayan genç tedirgin bakarken epeydir savurmadığı düşüncelerini anlatıyordu adama. adam dinleyip kendi bildiklerini biraz da babasını anlattı, köy enstitüsü mezunu olan babasını, rahmetli. sigara paylaştı gençle. adam iyi görünümlü belli ki hali vakti de yerinde biri, kalbinde tekleme var öyle ki kanserden korkmuyor ya da gerisinden ''hepimiz ölmeyecek miyiz''...

yaşını bile bilmiyorum adamın, ufaktı genç o an, çok ufak. özlemleri canlandı gözünde, o adamın yerinde olması gereken insanları düşündü. yaptıklarını, denize attıklarını ve içinde tuttuklarını. ilahi bir şey olmalıydı ama değildi, tesadüf belki, bence tamamen farklı bir şeydi.

elimi sıkarken çok uzun süredir, yani çocukluğumdan beri yaşamadığım bir şeyi yaşadım. ağlamak istedim, ezildim, ufaldım ve de umutlandım;

hala varız biz! hala var orada bir yerde birileri, yalnız değilsin!

teşekkür ederim o adama, sabri abime...

20120124

küçücük evim ablukada falan değil sadece bakkal borç istemekte!

yıllar var gözlerimde, düzeltemediğim onca yanılışımla, imla hatamla...


bir de sen varsın tabii
hayatımın demirbaşı...

ama hala aynı şarkı,
aramızdaki nehirleri anlatıyor...

baş ağrısı, sabahtan başlamamadan kanaklı çok şey söylemek isterdi sana bilmeyecek olsanda ama bil ki ne kadar çocuk ölüyorsa buralarda ondan daha fazlası bende ölüyor çoğu senin için...