ve oturuyordu çocuk sandalyede;
kötü hissetmiyordu annesi ona kızana kadar. düşünüyordu zaten sen yaptın bir tane daha yaparsın o vişne reçelinden... istemeden kırdığı kavanoza bakıyordu, çünkü ders verilmek gibi bir istekle sandalyenin yanındaki masaya konmuştu ve reçel de mutsuzdu bu durumdan. küçük ayaklarına bakarken birden gözyaşları süzüldü, ağlamaya başladı reçel ağlayan çocuğu görünce. mideye inip bok olmaktansa çöpte heba olmayı tercih ederdi tekrar reçel yapılma şansı olsaydı, sıyrılamadı içindeki cam kırıklarından, ağlıyor reçel ve canı da kırılmaya başlamıştı. çocuk parmağını reçele soktu, biraz gezindi parmakları reçelde, reçel kendini iyi hissetti, kırmızıydı, parlaktı... sonra sonra birden koyulaşmaya başladı, reçel ne olduğunu anlamadan anne geldi ve balyoz gibi tokat çocuğun yüreğinde patladı. reçelin içinde korsanlar parmağını kesmişti, oyundan ya da kederden çocuk ne bilsin hissetmeyi o yaşta daha yaralanmaların! reçel ağlamaya başladı, canı kırıldı, canı kesildi... ve son kez baktı çocuğa, artık gitmesi gerekiyordu, bu birliktelik ikisini de yaralamaya başlamıştı artık... anne hiç suçluluk duymadan reçeli attı; çocuk ağlıyordu, parmağı değil yüzü acıyordu çünkü, çünkü en çok kıran her zaman en sevdiğindir! reçel kırgındı ayrılırken, çocuk kırgındı; anneyse pek üzgün görünmüyordu. ve akşam güneşi ısıttı birden odayı, çünkü artık reçelin sesi hiç duyulmuyordu!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder