yüreğimden süzülürken cümleler sana
sen uzakta ben uzakta
ağlarken duyar gibi
hani hissediyor gibi
olamak gibi olurken ölmek gibi....
hani bir ara sokaktayken, kaçarken değil, busefer değil
hani o ara sokakta, ya da o beni öptüğün koltukta
yahut alnıma kızıl yılzı yakıştırdıkları o o küçücük hücrede
elimden giderken, alırken bunları, bunlar derken işte biliyorsun, beni, bizim çocukları, aşkımızı, sevdamızı ve güneşe, güneşe akıttığımız göz yaşlarımızı hani yüreğimizden fışkıran kızıl...
kızıl demişken ne yakışır sana kızıl...
teninde kaybolurken
ve aynısı gibi bulurken kendimi
geliyorum sana ölürken
o karanlığın sonundaki ışık olmasanda..
geliyorum işte çırıl çıplak ben
ter kokan, saçı sakalına karışmış devrimcinin devrik cümleleriyken sen
dilimde
ve de yüreğimde
korkacaksın belki
öleceksin benimle
ve ait olacaksın hayatında ilk kez istemeden...
yanımda, yüreğimde
yüreğimden süzülürken cümleler sana
sen uzakta ben uzakta
ölürken ben ait olacaksın hayatında ilk kez istemeden...
katılacaksın ruhuma istemeden
mezarsız kaldığımda kaybolacaksın istemeden benimle
ve güneş doğarken kucaklayacağız o çiçekleri, sevinçli bulutları...
20100718
denemeler
gerilla hayattayken hala
nasır tutmuş ellerimle ovalarken yara bere içindeki ayaklarıı bir ses duydum; hemen arkadaki meşelerden geliyordu. durdum... göz göze geldik, kaçmasını isteyeceğim bi çakal ya da kurt değildi bu...
kara saçları kapladı hayatı, göremez oldum... göremiyorum...
elimdeyken hala, değildi aslında, gitmek uzaklara...
beni bağlayan neki bu diyarlara, çokdan terkedilmiş, savaş çocukları ve cesetler tarafından... çorak, ıssız, yalnız... ve biz...
onunla yalnızım, karanlığıyla, o ışıksız uçurumda umudum ya da yitip gitmiş arkadaşlarım gibi kaybettiğim ruhumla, onunla, yalnızım...
yaşatma değil şimdi amacım, sadece yaşamak, kaçmak değil savaşmak, barış için değil, sadece yaşamak için savaşmak, medeniyet çok uzağımda...
göğsümden çıkardığım mavzerimi ateşliyorum düşünmeden, son kurşun... tek kurşun olan o... ve acımadan kendime ateşliyorum yüreğimi, klik sesi beynimin tamamını yanında götrürken son kurşunumu o na sıkıyorum... elimde değil...
yalnızlığımı ateşliyorum o na, dilimde akşamdan kalma bir küfürle değil, güzel ama acı sözlerle, o kadar rezil olduk ki artık o kadar iyi olduğunu düşünüyorum artık...
o dağ başında onunla yalnızken yıllar sonra, belki, bilemem, bilemiyorum....
yalansız gelirken istemiştim, o olduğu için değil onunla ben olabildiğim için savaşmayı...
yalansız gelirken savaşmıştım, doğrular için değil gerçekler için ve her gece kaybederken yoldaşlarımı, elimde kalan bedenlerinden çıkan kurşunlardı, onlarla yaşamyı bilirken savaştım, geceler günler...
biliyorsun ölüyorum, bu karanlıkta...
nasır tutmuş ellerimle ovalarken yara bere içindeki ayaklarıı bir ses duydum; hemen arkadaki meşelerden geliyordu. durdum... göz göze geldik, kaçmasını isteyeceğim bi çakal ya da kurt değildi bu...
kara saçları kapladı hayatı, göremez oldum... göremiyorum...
elimdeyken hala, değildi aslında, gitmek uzaklara...
beni bağlayan neki bu diyarlara, çokdan terkedilmiş, savaş çocukları ve cesetler tarafından... çorak, ıssız, yalnız... ve biz...
onunla yalnızım, karanlığıyla, o ışıksız uçurumda umudum ya da yitip gitmiş arkadaşlarım gibi kaybettiğim ruhumla, onunla, yalnızım...
yaşatma değil şimdi amacım, sadece yaşamak, kaçmak değil savaşmak, barış için değil, sadece yaşamak için savaşmak, medeniyet çok uzağımda...
göğsümden çıkardığım mavzerimi ateşliyorum düşünmeden, son kurşun... tek kurşun olan o... ve acımadan kendime ateşliyorum yüreğimi, klik sesi beynimin tamamını yanında götrürken son kurşunumu o na sıkıyorum... elimde değil...
yalnızlığımı ateşliyorum o na, dilimde akşamdan kalma bir küfürle değil, güzel ama acı sözlerle, o kadar rezil olduk ki artık o kadar iyi olduğunu düşünüyorum artık...
o dağ başında onunla yalnızken yıllar sonra, belki, bilemem, bilemiyorum....
yalansız gelirken istemiştim, o olduğu için değil onunla ben olabildiğim için savaşmayı...
yalansız gelirken savaşmıştım, doğrular için değil gerçekler için ve her gece kaybederken yoldaşlarımı, elimde kalan bedenlerinden çıkan kurşunlardı, onlarla yaşamyı bilirken savaştım, geceler günler...
biliyorsun ölüyorum, bu karanlıkta...
20100710
alışkınım ben...
alışkınım ben birşeylere...
zaman alıştırmış işte. insan alışıyor emek emek bir yaşam kurmaya yıkmaya ve tekrar yapmaya. sevmeye örneğin-ki sevilmekten daha zor olduğuna kalıbımı basarım... ayrılıklara mesela, mekanlardan, insanlardan...
özlemelere alışıyor insan mesela, yokluklara ve o yokluklar arasında varolmaya çabalamaya alışıyor. bir çocuk iş.iyle beraber ter dökerken buna başkaldırırken darbe yemeye alışıyor mesela. savaş çocuklarına o cansız fotoğraflardaki ufacık cansız bedenlere alışıyor mesela insan...
yüreğini söktükten sonra yaşamaya alışıyor insan, eskiden çok eskiden yazdığı birşeyleri okurken mesela, yine aynı şeyleri yaşamaya alışıyor insan... ölüp öülüp dirilmeye alışıyor insan...
ve bir hamamböceği olarak alışkınım ben birşeylere...
zaman alıştırmış işte. insan alışıyor emek emek bir yaşam kurmaya yıkmaya ve tekrar yapmaya. sevmeye örneğin-ki sevilmekten daha zor olduğuna kalıbımı basarım... ayrılıklara mesela, mekanlardan, insanlardan...
özlemelere alışıyor insan mesela, yokluklara ve o yokluklar arasında varolmaya çabalamaya alışıyor. bir çocuk iş.iyle beraber ter dökerken buna başkaldırırken darbe yemeye alışıyor mesela. savaş çocuklarına o cansız fotoğraflardaki ufacık cansız bedenlere alışıyor mesela insan...
yüreğini söktükten sonra yaşamaya alışıyor insan, eskiden çok eskiden yazdığı birşeyleri okurken mesela, yine aynı şeyleri yaşamaya alışıyor insan... ölüp öülüp dirilmeye alışıyor insan...
ve bir hamamböceği olarak alışkınım ben birşeylere...
20100706
denemeler
kurak ölüm
yavaş yavaş zehirliyordu rüzgar beni...
gözlerim uzakları ararken, kalbim yerinden çıkacak gibi, yüzümde aptal bir gülümseme, herşeye rağmen...
bir çocuk sesi, uzaklardan, yüreğime...
bu gece bunlar var aklımda, genç bedenim neye teslim olmuş bilemiyorum, fazlasıyla eksiğim sanki.
çırpınıyor kalbim, sanki birşey varmış gibi. ne ola ki... tüm bu keder neden ki? ve bunca acılara katlanma sebebi, özlem, gün görmemiş ten neyi arzuluyor daha, kendinden başka...
ve kapı açılıyor, tanımadığım yüzüyle giriyor içeri bu sefer...
merhaba diyorum ben geldim diyor, otur dinlen diyorum, al su iç. teşekküür etmiyor, gözleri uzakta, gözlerim gözlerine dalıyor, çok güzeller, çok güzel, öyle ki yanında çirkin kalıyorum çok...
pencereyi açıyor, ve yavaş yavaş zehirliyor rüzgar beni...
gözlerime bakıyor
bakıyor da bakıyor
gel diyor otur yanıma ve benim ol son kez
biliyor
yavaş yavaş zehirliyor sevgisi beni
her bakışında
her dokunuşunda dökülüyor bedenim biraz daha
ve dur diyorum yapma...
kouşmuyor...
çok güzelsin...
susuyor...
çirkinim ben son da olsa sevme beni, sevme...
öpüyor...
yavaş yavaş zehirliyordu sevigisi beni...
gözlerim uzakları ararken, kalbim yerinden çıkacak gibi, yüzümde aptal bir gülümseme, herşeye rağmen...
bir çocuk sesi-''ezrail''in-, uzaklardan, yüreğime, ölüyordum...
not; ölüyordum onunla, kalbime ve aklıma hapsettiğimle ölüyordum...
yavaş yavaş zehirliyordu rüzgar beni...
gözlerim uzakları ararken, kalbim yerinden çıkacak gibi, yüzümde aptal bir gülümseme, herşeye rağmen...
bir çocuk sesi, uzaklardan, yüreğime...
bu gece bunlar var aklımda, genç bedenim neye teslim olmuş bilemiyorum, fazlasıyla eksiğim sanki.
çırpınıyor kalbim, sanki birşey varmış gibi. ne ola ki... tüm bu keder neden ki? ve bunca acılara katlanma sebebi, özlem, gün görmemiş ten neyi arzuluyor daha, kendinden başka...
ve kapı açılıyor, tanımadığım yüzüyle giriyor içeri bu sefer...
merhaba diyorum ben geldim diyor, otur dinlen diyorum, al su iç. teşekküür etmiyor, gözleri uzakta, gözlerim gözlerine dalıyor, çok güzeller, çok güzel, öyle ki yanında çirkin kalıyorum çok...
pencereyi açıyor, ve yavaş yavaş zehirliyor rüzgar beni...
gözlerime bakıyor
bakıyor da bakıyor
gel diyor otur yanıma ve benim ol son kez
biliyor
yavaş yavaş zehirliyor sevgisi beni
her bakışında
her dokunuşunda dökülüyor bedenim biraz daha
ve dur diyorum yapma...
kouşmuyor...
çok güzelsin...
susuyor...
çirkinim ben son da olsa sevme beni, sevme...
öpüyor...
yavaş yavaş zehirliyordu sevigisi beni...
gözlerim uzakları ararken, kalbim yerinden çıkacak gibi, yüzümde aptal bir gülümseme, herşeye rağmen...
bir çocuk sesi-''ezrail''in-, uzaklardan, yüreğime, ölüyordum...
not; ölüyordum onunla, kalbime ve aklıma hapsettiğimle ölüyordum...
20100705
denemeler
tesadüf 2
lıkır lıkır gidiyordu şarap boğazımızdan
ve gözlerimiz gıcır gıcır olmaya başlamıştı
o eski günlerden bahsederken...
beklediğim yumruk gelmedi, göz gözeyken hala dudaklarımdan birkaç kelime döküldü, kokusu bir alev gibi sararken bedenimi ve ciğerlerimi, gülümsedi... biraz farklı da olsa 'o'ydu nihayetinde... gözüm artık dayanamadı ve kapanmaya çalıştı, izin vermedim, tutsak ettim bakışlarıma bedenini, kaçmasına izin vermek istemiyor gibiydim... evet öyleydim... ve gözleri tamamiyle o, onun gözleri, o karanlık boğuyordu beni, kokusuyla yanarken hala... aklım ''gidiyom ben'' derken gülümsüyordu, ve bir ara sokaktan bir başkasına kaçışını izledim, takip etmeye çalışsam da taşlarla, molotoflarla uzaklaştırdı beni, gözlerim o na dikiliyken hala...
ve şarap lıkır lıkır akıyordu boğazımdan...
hani diye başlayan ve arkasına milyonlarca kombinasyon dizebildiğimiz cümlelerimiz vardı birbirimize söyleyeceğimiz, fazlasıyla da söylediğimiz. sonra bir de özlemimiz vardı yüreğimizde sofrasına oturduğumuz ve şaraba meze yaptığımız... günlerce sürmesi istenen bir andı bu, hani o; rezil anlar gibi değil, yadıkça silinen sözcükler gibi değil hayır, hazin bir dram hiç değil...
hani diye başlayan bir cümle daha... ve acıttı işte... acıtır... korkma diye bir ses duydum o an ve o an farkettim yalnız olmadığımızı... ve o an biz de biz değildik zaten, eskilerden bahsediyor oluşumuzdandır ki aldandık belki de ama değiliz... ve yanımızda duruyor işte yanımızda gerçeğimiz, yüzyıllar evvelinde soğuk, çiçek bir sokakta bıraktığımız gerçeğimiz, etten kemikten gibi karşımızda, bize bakıyor, karanlık, ruhum kavruluyor acısından, bir mülteci gibi gezmiş, şehir şehir, dünya dünya gerçeğim bana bakıyor, artık masum değil, elleri kirlenmiş, gözleri kirlenmiş, paramparça bedeniyle bana bakıyor işte orada, yüzüme bir tokat atıyor, artık yok olanları söylüyor gözüme baka baka, bağırarak, acıtıyor... kanıyorum, ağzım burnum,, gözlerim, şarabım akıyor beynimden... ağlamıyorum, ölüyorum...
bir cevap istemiyorum, sessiz sessiz yürüyor o, ve artık birer hiç olan biz, ölüyoruz, yavaştan değil, çabucak, acıyla, göz göze geldiğimizde kokusu sarıyor cansızlaşmaya başlayan bedenimi ve o an anlıyorum, ben zaten yaşamıyordum, katlime şahit gerçeğim bu sefer omuz silkiyor izlerken, ve şarabımdan bir yudum alıyorum zannedersem cennetliğim... elimden tutuyor, biraz şarap içiyor, saçları güçsüz, dağılmış hafiften... hani ile başlayan bir cümle kurarken ben, ölü dudaklarımda hissettim yaşamı, ciğerime doluyordu.. artık hani lere ihtiyaç duymadan, yaşama dönüyordum... ve tekrar yanmaya başlamıştı sönen, galiba...
lıkır lıkır gidiyordu şarap boğazımızdan
ve gözlerimiz gıcır gıcır olmaya başlamıştı
gelecek güzel günlerden bahsederken...
birden gözlerim açıldı, o sokaktaydım hala, gözlerine bakıyordum, ve şimdi uzaklaşan silüetine bakıyorum, çok eski bir sokakta dikilirken neşeli, gözlerim o nda kulağıma pek sevdiğim bir şarkı ilişirken;
''sevdim inanamayacağın kadar seni esmer kız''
lıkır lıkır gidiyordu şarap boğazımızdan
ve gözlerimiz gıcır gıcır olmaya başlamıştı
o eski günlerden bahsederken...
beklediğim yumruk gelmedi, göz gözeyken hala dudaklarımdan birkaç kelime döküldü, kokusu bir alev gibi sararken bedenimi ve ciğerlerimi, gülümsedi... biraz farklı da olsa 'o'ydu nihayetinde... gözüm artık dayanamadı ve kapanmaya çalıştı, izin vermedim, tutsak ettim bakışlarıma bedenini, kaçmasına izin vermek istemiyor gibiydim... evet öyleydim... ve gözleri tamamiyle o, onun gözleri, o karanlık boğuyordu beni, kokusuyla yanarken hala... aklım ''gidiyom ben'' derken gülümsüyordu, ve bir ara sokaktan bir başkasına kaçışını izledim, takip etmeye çalışsam da taşlarla, molotoflarla uzaklaştırdı beni, gözlerim o na dikiliyken hala...
ve şarap lıkır lıkır akıyordu boğazımdan...
hani diye başlayan ve arkasına milyonlarca kombinasyon dizebildiğimiz cümlelerimiz vardı birbirimize söyleyeceğimiz, fazlasıyla da söylediğimiz. sonra bir de özlemimiz vardı yüreğimizde sofrasına oturduğumuz ve şaraba meze yaptığımız... günlerce sürmesi istenen bir andı bu, hani o; rezil anlar gibi değil, yadıkça silinen sözcükler gibi değil hayır, hazin bir dram hiç değil...
hani diye başlayan bir cümle daha... ve acıttı işte... acıtır... korkma diye bir ses duydum o an ve o an farkettim yalnız olmadığımızı... ve o an biz de biz değildik zaten, eskilerden bahsediyor oluşumuzdandır ki aldandık belki de ama değiliz... ve yanımızda duruyor işte yanımızda gerçeğimiz, yüzyıllar evvelinde soğuk, çiçek bir sokakta bıraktığımız gerçeğimiz, etten kemikten gibi karşımızda, bize bakıyor, karanlık, ruhum kavruluyor acısından, bir mülteci gibi gezmiş, şehir şehir, dünya dünya gerçeğim bana bakıyor, artık masum değil, elleri kirlenmiş, gözleri kirlenmiş, paramparça bedeniyle bana bakıyor işte orada, yüzüme bir tokat atıyor, artık yok olanları söylüyor gözüme baka baka, bağırarak, acıtıyor... kanıyorum, ağzım burnum,, gözlerim, şarabım akıyor beynimden... ağlamıyorum, ölüyorum...
bir cevap istemiyorum, sessiz sessiz yürüyor o, ve artık birer hiç olan biz, ölüyoruz, yavaştan değil, çabucak, acıyla, göz göze geldiğimizde kokusu sarıyor cansızlaşmaya başlayan bedenimi ve o an anlıyorum, ben zaten yaşamıyordum, katlime şahit gerçeğim bu sefer omuz silkiyor izlerken, ve şarabımdan bir yudum alıyorum zannedersem cennetliğim... elimden tutuyor, biraz şarap içiyor, saçları güçsüz, dağılmış hafiften... hani ile başlayan bir cümle kurarken ben, ölü dudaklarımda hissettim yaşamı, ciğerime doluyordu.. artık hani lere ihtiyaç duymadan, yaşama dönüyordum... ve tekrar yanmaya başlamıştı sönen, galiba...
lıkır lıkır gidiyordu şarap boğazımızdan
ve gözlerimiz gıcır gıcır olmaya başlamıştı
gelecek güzel günlerden bahsederken...
birden gözlerim açıldı, o sokaktaydım hala, gözlerine bakıyordum, ve şimdi uzaklaşan silüetine bakıyorum, çok eski bir sokakta dikilirken neşeli, gözlerim o nda kulağıma pek sevdiğim bir şarkı ilişirken;
''sevdim inanamayacağın kadar seni esmer kız''
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)