20111031

ve burada işte ben gibi...

ve gözlerim doldu yersiz, aşktan hukuktan değil...

geçmişi hissedemeyen tenim, ve artık göremeyen gözlerimle süzüldüm birden, yanaklarımdan sana...

gün döndü bu taraflarda, kimseyi duymuyorum, görmüyorum; pek de umursamıyorum artık.



hissetmeyeli epey oldu bu monotonlukta,
ve artık içimde bir parçası bile kalmamış umutla;
ağlıyorum, bu dünyaya
ama artık göremezsiniz gözyaşlarımı, tutamazsınız da, zaten anlamazdınız, hiç bilmezsiniz.


ve yine aslında yeniden bu derin yalnızlık yatağımda
benimle, sevmek yerine sevişirken
artık özlem yok yüreğimde ve de aşk...

nihayetine ermiş düşüncelerimde sizinle artık
milyonlarca ışık yılı uzakta
yeterince uzun sürmüşlerdi zaten
yeterince üzmüşlerdi...


kadın vücudu hiç bu kadar tapınılacak bir yer olmamıştı bir de...

gitmek, içinde kaybolmak istediğim tek yer...
gidemediğim bir yer
göremediğim
kokusu zaten rüzgarla bile gelmemekte artık...

kahve-bira...
yaşasın tüm ölümlerim...

20110822

siz benimle içmeyin, içmeyim...
çünkü benim gibi hissedemiyorsunuz...
duymuyorsun ama hepsi sana...

aşkın bilançosu

Ne ses ne nefes ne de bu rüzgâr bağışlar seni;
simsiyah gecelerde budanırken ah ömrüm,
dönüp sırtını giderken kimler karşılar seni?


Sen olmayınca sesin de yoktu, gözlerin de;
bu yüzden odama resmini yaptım,
ve söküp kalbimi yanına astım.
Sensiz kalan yılları da ben buruşturdum.
Kalbim hasretinde asılı kaldı,
yetim kalmış anıları ben tokuşturdum…

Daha bu solgun günlerde aşk,
yaşanır
sözde!
Kalp,
yitik bedende;
yağmur değil, sanki efkâr yağıyor kente…
Yağıyor ömrüme, senin yerine!

Kanmadım aynalara sana kandığım kadar,
içimde bir boşluk sana yandığım kadar…


kopyalayıp yapıştırdığım şiir kadar basit, anladığını sanan ve bunu yaşamış olduğunu düşünen gerizekalılar arasında yaşadım...

yaşadım hala yaşıyorum ve bedelini ödüyorum... oradasın biliyorum, uzakta, benden...

Gidersin; işte rezil bir an’dır bu;
yazdıkça silinen sözcükler gibidir hayat.
Gidersin; bir hazin dramdır bu!
buraya gelmeden ne yapacağımı bilmiyordum, şimdi hiçbir şey bilmediğimi öğreniyorum, her an, her geçen an...

istemsiz tek bir hayalim vardı, ama o yıllardır vardı ve şimdi yine o... ama benim içindeğil, olmuşluğu gösterebilmek için, her hangi birine yani birine. o kadar başarılıyım ki, zaten insanların sikik para hayallerinin sikeyim bu öyle değil, bu başarı da değil aslında ben o değilim artık, değilim... evet aslında şimdi de hatta çoktan beri böyleyim ama işte aması olan cümleler kurmayı sevmiyorum. hiç sevmedim.

düşündüklerim, yaşam amacımi yaşayış şeklim...

yaşamak başlı başına bu kadar boş gelirken bünyeme; eskiden isyan ederdim, bu düzene, öldürenlere, aç bırakanlara falan...

ben hala birey olamadım, değişmeyen tek şey bu... bildiğinden çok farklıyım artık biliyorum sende öylesin ama bu düzen aynı ve ben hiç olmadığım kadar bu düzende yokum; belirteyim bir pasifist olarak yokum. hani öyle gerilla oldum da savaşıyorum değil yani...

yaşamak... hiç bu kadar vazgeçilebilir olmamıştı...
o anı bekliyorum artık...
nerdesin bilmiyorum, ne yaşıyorsun ama, hala varsın bir şekilde...
kaç yıl oldu saymadım, sadece o günü hatırlıyorum, seni ve kokunu da hatırlıyorum, kimse bizim gibi değil... o kadar kırılgan şeyler üzerinde o kadar güçlüydük ki, düşündükçe keşkelere boğuluyorum. şimdi güçlü bağların üstüne kırılgan ilişkiler kuruyoruz, yıkılıabilecekler...

yıktım çok şeyi, özür dilerim, daha da gençtim o zamanlar, gençtik...
özledim...

20110806

kahvem bitmek üzere ve kafam çok ağır, anlatamam...

zincirlerimi kırmış gibiyim anlatamam...

kalbalığın arasında tek başına ve ait olmadığımı hissettiğim bir toplumda yaşamak bazen canımı çok sıkıyor, olabilir. her insan evladı bazen bu tür şeyler hissedebilir, üzülebilir sevinebilir, içkiyi bile fazla kaçırabilir... bende yaptım, artık çok fazla üstüne gitmiyorum hayatın, o pek rahat bırakmasa da yine değişiyor işleyişi...

biliyorum kahvem bittiğinde kafam hafifleşek ve herşey çok güzel olacak.

20110802

artık yardım edemezsiniz bayım...

günlerden öldüğüm gündü, bir kadın vardı, hayal meyal vardı ama orada silüeti vardı yani, vardı vardı eminim 'o' vardı o gün, benimleydi...

kim olduğunu merak ettim gözleri yoktu, yüzü de yoktu, boyu kısadandı işte, kadındı ama, nereden mi biliyorum?

kadındı, biliyorum...

kafamı bir an çevirdim ve yüksek altından bozma parmaklık kapılara geldiğizde,, bir adam selamladı kibarca. dönüp ''bak'' demeye kalmadan 'o' gitmişti, büyük ihtimalle yine, belki de varolmamıştı...

''hoşgeldiniz'' dedi adam gözlerimin içine sıcak sıcak bakarak, hatta samimiyeti o kadar sıcaktı ki sanki tüm günahlarımı biliyordu, sanki cehennem sıcağıyla bakıyordu bana...

tekrar döndüm ve 'o'na baktım, yoktu, yolda yoktu aslında...

''size nasıl yardımcı olabilirim'' dedi

''korkarım artık yardımcı olamazsınız bayım...''

pek bi geç olmuştu zira...

en güzel şarkı

uyandığımda yerde yatarken elimi gördüm, sol avuç içimle bakışıyordum. birşeyler söylemeye çalıştım, sesim çıkmadı, sesim... yoktu. sıcaklığı hissettim boğazımda ve göğsümde, aşağı doğru inen bir sıcaklık...

sırtüstü dönmeye çalıştım, boğazım doldu, nefes alamadım, kanı gördüm; o kanların içindeydim... yıllarca benimle yaşamış, kimi zaman beni terketmiş ama hep içimde gezinen litrelerce kanı.

aklımdan önce kadınlar geçti, sayıları korkutmadı beni . neden bilmem, sevdiklerim, çok sevdiklerim hem de; aklımdaydılar şimdi, benimle son kez yatıyorlar... evet hiç bilemediler ve artık bilemeyecekler; seni çok seviyorum, hala... hele sana hala aşığım...

tanrı geldi aklıma, neden beni bu kadar çok sevdiğini hiç anlayamadım ama birazdan kulağıma fısıldayacak biliyorum...

neredeyim?

bir minibüs gibi birşey olsa gerek ya da hareketli bir depo, eşyalar var ve şimdi yokuş yukarı çıkıyoruz. araçla benimle aynı şeyi yaşıyor, zorlanıyor nefes almak da, direniyor bu yolu gidebilmek için. hiçbir şey hatırlamıyorum, gerçekten, nasıl geldim, neden bu haldeyim...

ailem nerede acaba? onları özledim şimdiden ve biliyorum onlarda beni özlüyorlar şu an...

tekrar uzandığımda yerde elimi gördüm, sol avuç içimle bakışıyorduk. ve bir şarkı söylemeye başladım içten içte bağırarak... boğazım doldu ve soğuğu hissettim... aşağı doğru iniyordu ve ben o ana kadar farketmediğim en güzel şarkıyı söylüyordum, kimse beni duymuyordu...

20110717

a man. a city.

terle karışık sağanak alkolden yeni kaçmıştım. köhne şehrin karanlık dar sokaklarında kaybolmak üzereyken içine düştüm; çok güzeldi. önce nefesim kesildi sonra testesteron seviyem arttı; çok güzeldi.

kokusu vardı, çiçek gibi de değil gibi de... sevişmek gibiydi... hızlıca davul ritmlerini hızlandırdı, önce adımlarım sonra bakışlarım... hızlıydım artık çeyrek asırdır olmadığım kadar... bana koşuyordu

ikimizde biliyorduk ertesi gün olacakları

koşuyorduk yinede hızlıca

kaçıyorduk aslında arkamızda bizi kovalan hayatlarımızdan, karanlıkta denk gelmiştik sadece ve o anlık da olsa kokularımızın karışmasını istedik, uçmak gibiydi, ruhun ritmi iyiden hızlanmıştı...

metronom beden fırlayacak olduğunda ayrıldık, koşmaya gerek yoktu artık, hatta kafayı kaldırıp etrafa bile bakınmaya gerek kalmamıştı, o hayatlardı zaten bizi buluşturan; iliğimizi somuran...

ve bir başka gün;
terle karışık sağanak alkolden yeni kaçmıştım. köhne şehrin karanlık dar sokaklarında kaybolmak üzereyken bir başkasının içine düştüm; çok güzeldi. önce nefesim kesildi sonra testesteron seviyem arttı; çok güzeldi.

20110615

üç nokta yan yana ve bir de kaçak ünlem

içimde bir nefretin yeşermesine izin veremiyorum, ya kızgınlığım ya da kişi/olay silinip gidiyor...


özlemlerimle, hayallerim ve olmayacak dileklerimle yaşıyorum işte...

yaşıyorum, ama yaşıyorum gerçekten, damarlarımda kan akıyor yer yer kaçmak istese de, nefes alıyorum falan işte...

bu haftasonu güzel olacak umarım... herşey olmasa da ben güzel olacağım...

20110613

şarap mı?

'cezerye ye iyi gelir' diyordu teyze; güldüm, 'cezerye alacak para yok, son parayı şaraba verdik' deyip güldüm, ama o kadar içtendi ki o kadar komik geldi, uzun zamandır böyle gülmemiştim; hatta kahkaha attım, ruhumun skuneti bozuldu...

bir sabah... bir sabah...

kıştan kalma bir yaz günü, yapılacak işleri planlarken içinde buruk bir sevinçle doldurduğun kahve bitmekte...

hikayeler dinlerdik küçükken, büyük savaşçıların hikayelerini, büyüdük anlatmaya başladık onları. sonra yaşamak vardı, çaresiz... yaşıyoruz işte öyle ya da böyle, bir savaşta yüce bir amaç için ya da halkımız için ölmedik, savaşmadık bile.

yıllar önce yaşanmış güzel bir günün kokusu var havada, barut gibi; nefret kokuyor artık... diğerlerinin yanına eklenen bir acı daha diye düşünürken bir fotoğraf takılıyor gözüme, varlığını bile unutmuştum... düşmüşüz bir kış günü, kar altında... gözyaşlarıyla iyileştirmeye çalışırken yaraları, ölmüşüz farkına varmadan, bireyselliğimizde katletmişiz yüreğimizi... kalan tek bir söz 'hoşçakal'! sonra bir şarkı sözü girmiş araya, bir söz, asla tutulması için şans verilmeyecek bir söz... ölmüşüm, savaşmadan, sevişerek hayallerimle...

sonra miting alanlarında suçsuz ölenler geliyor aklıma, üzülmüyorum hayır; aksine hepsi tanımadığım, bilmediğim onca insanı yaşatıyorum bu bendende... hala onların marşları dilimde...

ve ben bir şarkı sözü oluveriyorum, bir balık gibi okyanuslar geziniyorum, bozkırlardan dağlara uçuyorum göçmen bir kuş gibi... yaralarım artık umrumda değil zira hiçbirini hissedecek gücüm yok; hayallerim bile donuk... nasıl olsa bir kadında ya da bir adamda yaşayacak bu biliyorum...


kıştan kalma bir yaz günü, yapılacak işleri planlarken içinde buruk bir sevinçle doldurduğun kahve bitmekte... hiç bukadar tatlı olmamıştı sanki, sigara hiç bu kadar zehirlememişti... yağmur çok da uzak olmayan bir yerlerden bi koku getiriyor, eskilerden, çok eskilerden; kadim dünyamdan... özlemiyorum, acıtmıyor da artık... hayallerim donuk, kirli... yaşamak anlamsızlığında bir ışık doğdu dün; artık başka anlamlar var hayatta, daha sert, daha vahşi... savaş boyalarımız hazır ötecek boruları bekliyoruz sanki...

yaşasın! yaşayacak düşenler daha fazla bizimle! bundan böyle...

20110611

hayalleri akord etmek

yarıdan daha fazla bir hayalperest olarak yaşadım kendimi bildim bileli, hayatım buna göre şekillendi, ideolojim, zevklerim falan işte...

yine koştururken bir hayalin peşinden farkettim bu sefer, bu, hayal değil... şimdi akord ettiğim... yaşamımın geri kalanı... tamamı... tümü... gidenlerim, kalanlarım, ölenlerim, sağlarım... her perdede yüreğimden sızan kanlar çalıyor, bastıkça acıyor tenim, ciğerim... daha da yırtıyorum...

yıllara rağmen bitmeyenlere kanıyorum... gelecek o günleri çağırıyorum. yine o olmayacak belki ama... o na ... hala...


yıllar önce o soğuk günde beni öldürene, karlar altında...

20110401

kadınım...

an gelir ve başlar gözyaşları akmaya, sırasıdır çünkü...
ya da her zaman olduğu gibi geç kalmıştır...
ağlar ki ağlar...
o adam ağlar...
göz yaşları yalarken zemini ve yanaklarını,
kadehten damlamaya başlamışsa tuzlu yağmurlar,
tamam dersin...
ve o adam olur daha çok ağlarsın...


bir haftadan fazla oldu sarhoşum... çalıyorum şaraplarımı o byük kapitalist şirketlerden her ne kadar köpek öldüren olsalarda...aşık olmaz zira zordur sayın okuyucu, sorumluluklarıyla hissettirdikleriyle hele ki ayrılıkları varsa... ağlamaklı bakarsın hayata yüreğinde neler neler... kan damlar hissetmezsin... özlersin deli gibi... için yanar acıtırsın... ve bir de incinirsin...

aşk şarkıları bu kadar acıtmaz adamı aslında... o yoktur aslında var olsa bile bir mum yakarsın, ancak ışığında yalnız şarap içersin...

kadınım... söyle sen mutlu oldun mu?
tek isteğim bu...
zira ben ben asla olamayacağım...