konuşmakta pek başarılı biri değilim; yani yazarken daha iyi oluyor bu anlatma işi, benim için en azından; burada bir edebiyatçı ve ya bir yazar olduğum iddiası çıkmamalı. sadece dudaklarımdan dökülenler klavyeye dokunuşlarımdan ya da bir kaleminden kağıda akan mürekkep yanında saçma sesler olarak kalıyor. bir kere heyecanlanırım konuşurken, saçmalarım, alkollüyken bile bu beni hep utandırmıştır...
bunun yüzündende çok şey kaybettim hayatımda, hani şu kısacık olan varya, onda işte. ya anlatamadım hiç kendimi ya da yazmaya fırsatım olmadı insanlara... bazende sadece üşendim...
şimdi şimdi bir hayalpereste bu dünyada pek yer olmadığı düşünüp kendimi hapsetmişken bu küçücük odama, yavaştan birşeyler kıpırdamaya başlıyor içimde; evet artık daha fazla kaybedecek birşeyim olmadığını düşünüyorum. bu bir hareketin başlangıcı olacak elbet, sonra gelcek güzel günler falan sonra yine kötü zamanlar... bu böyle sürüp gidecek bir hikaye, hep böyleydi ve böyle olacak...
ama şu insan evladının hissiyatı ne kadar lanet birşey, hiçbir yazı hiçbir şarkı onu tam olarak ifade edemiyor sadece çok yaklaştığı anlar oluyor....
tatlı hayaller kuramasamda geçmişte pek çok şey yaptığımı biliyorum, hep onlardan güç almışımdır, yani kısa bir süre öncesine kadar alıyordum şimdi buna ihtiyacım yok artık çünkü sınırlarımı bilmiyorum şu an, küçülmüşte olabilir genişlemişte... ama afetlerin çok büyüklerini atlatamamış hayatımdan geriye kalanları toplamam gerek artık yoksa yaşamanın bir anlamı kalmayacak ve yeterince şey kaybettim, onları bulup yerli yerlerine koymalıyım... tam olarak olmazsa da...
ben bir kahraman olamadım belki ama bayağıda değilim, bunu gerçekten biliyorum, bu bir üstünlük taslamak değil...
o kadar çok şeyi özlüyorum ki... giden insanların boşluklarında yaşıyorum... bunun acısını da seviyorum ama bunu yaşamanın başka yolları da var biliyorum. burada umut dolu bir yazı da yazmaya çalışmıyorum sadece bedenime biraz hareket gerek, ve bunu yapacağımı söylüyorum. tütün sarmak, bir şişe köpek öldürende kendimi bulmak gibi basit zevklerim varken mutsuzluk hayatım olabilir mi? evet, galiba bu bir terci, öyle olmasını istediğim bir şey ama buengel olmamalı yaşnacaklara... insanlar beni olduğum gibi kabul etmeli, benim onları kabul ettiğim gibi. saygı duyduğun kadar saygı görmüyorsun bu hayatta belki ama bu sana insanları elemek için bir şans tanıyor ve ben bunu hep kullanmışımdır...
ne diyebilirim ki, sigara sarıyorum ve sakalımdan çıkan kızıl saçın anılarıyla sarhoş oluyorum...
20101127
20101112
yolculuk ankara...
ve bir gece daha...
hayatımda yine bir gece bu dönem; karanlık, dipsiz ve soğuk. bir evsizin saygısında yaşayacağım elbet, yaşayarak öleceğim hatta, severek, üşüyerek, yürüyerek, kanayarak...
ellerim titriyor artık, ihtiyacım olanı bilmiyorum, ya da biliyorum...
klavyeye damlayan yaşlar sanki ben olmuş, bana bizi anlatmakta izliyorum bu amaçsız dünyamı, sanki ben olmasamda yaşayıp solacakmış gibi hızla dönüyor...
ve yollar görünüyor; sonra hatırlıyorum bir zaman hayatım olmuş yolları..
ve yollar orada görünüyor, asfalt, soğuk ve umutsuz...
mahvettiğim hayatımdan bi yol görünüyor, ince ama uzun... umutsuzum...
bir ayrılık daha, bol acılı...
ayrılıkları hiç sevmedim, hiç hoşçakal diyemedim içimden gelerek, ayrılamadım hiç gerçekten, o yüzden bir parçamı hep insanlarda bıraktım sonra sonra eksildiğimi göremeden ben o insanlar olmuş kendimi öldürmüştüm. şimdi kendinin seri katili olarak çıkacağım bu yolculukta bir kara büyü keşfedip diriltmek istiyorum kendimi... bunu yapmam lazım...
hayatımda yine bir gece bu dönem; karanlık, dipsiz ve soğuk. bir evsizin saygısında yaşayacağım elbet, yaşayarak öleceğim hatta, severek, üşüyerek, yürüyerek, kanayarak...
ellerim titriyor artık, ihtiyacım olanı bilmiyorum, ya da biliyorum...
klavyeye damlayan yaşlar sanki ben olmuş, bana bizi anlatmakta izliyorum bu amaçsız dünyamı, sanki ben olmasamda yaşayıp solacakmış gibi hızla dönüyor...
ve yollar görünüyor; sonra hatırlıyorum bir zaman hayatım olmuş yolları..
ve yollar orada görünüyor, asfalt, soğuk ve umutsuz...
mahvettiğim hayatımdan bi yol görünüyor, ince ama uzun... umutsuzum...
bir ayrılık daha, bol acılı...
ayrılıkları hiç sevmedim, hiç hoşçakal diyemedim içimden gelerek, ayrılamadım hiç gerçekten, o yüzden bir parçamı hep insanlarda bıraktım sonra sonra eksildiğimi göremeden ben o insanlar olmuş kendimi öldürmüştüm. şimdi kendinin seri katili olarak çıkacağım bu yolculukta bir kara büyü keşfedip diriltmek istiyorum kendimi... bunu yapmam lazım...
20101111
anne, ben geldim...
''ölmeyi özledim anne, yaşamak isterken delice...''
seni özledim anne, samimi gözyaşlarını, ruhunla saran sevgini özledim ...
sıcacık kollarını özledim anne, evimizi özledim, hadi kalk diye seslenişini özledim anne...
savaş çocukları gibiyim anne, her gün ayrı bir kavgaya girer oldum...
insanları o kadar çok severken tiksindim anne...
o eski günleri özledim anne haklarımız için yapabileceklerimizi özledim anne, sokaklarda haykırabilmeyi özledim anne,
çalışmayı özledim, idam bekleyen mahkum gibiyim anne, son kez öp oğlum de kimsenin diyemeyeceği gibi...
ölürken seni düşünmek istiyorum anne, nice mücadelenin sonunda ellerinde ölmek istiyorum...
hayat kavramı yeterince zorken,
ve insanlar için birşeyler yaparken damgalanıyorsan,
fişliyorlarsa kimliğini bir ara sokakta yakalandığında,
dövüyorlarsa tutuklarken, içerde işkenceden geçiyorsan,
ki onlar için mücadele ederken,
suratına tükrüyorsa herşeyden çok sevdiğin halkın bir babası,
o halkın bir anası sana küfrediyorsa,
sakın durma... durma ey yüreği güzel...
durma yoksa ölürsün, hemde ölmeden ölürsün...
canlı bedeninde taşıyacağın bir bir ruh kalmadığında istemeyesin,
en önde çarpışmaya gitmeyi, en önde düşmeyi...
09 05 2010
seni özledim anne, samimi gözyaşlarını, ruhunla saran sevgini özledim ...
sıcacık kollarını özledim anne, evimizi özledim, hadi kalk diye seslenişini özledim anne...
savaş çocukları gibiyim anne, her gün ayrı bir kavgaya girer oldum...
insanları o kadar çok severken tiksindim anne...
o eski günleri özledim anne haklarımız için yapabileceklerimizi özledim anne, sokaklarda haykırabilmeyi özledim anne,
çalışmayı özledim, idam bekleyen mahkum gibiyim anne, son kez öp oğlum de kimsenin diyemeyeceği gibi...
ölürken seni düşünmek istiyorum anne, nice mücadelenin sonunda ellerinde ölmek istiyorum...
hayat kavramı yeterince zorken,
ve insanlar için birşeyler yaparken damgalanıyorsan,
fişliyorlarsa kimliğini bir ara sokakta yakalandığında,
dövüyorlarsa tutuklarken, içerde işkenceden geçiyorsan,
ki onlar için mücadele ederken,
suratına tükrüyorsa herşeyden çok sevdiğin halkın bir babası,
o halkın bir anası sana küfrediyorsa,
sakın durma... durma ey yüreği güzel...
durma yoksa ölürsün, hemde ölmeden ölürsün...
canlı bedeninde taşıyacağın bir bir ruh kalmadığında istemeyesin,
en önde çarpışmaya gitmeyi, en önde düşmeyi...
09 05 2010
denemeler
şarkı sözü
Yaralarımızdan sızan aşkımızdı…
Bir durakta dikilirken aklıma geldi sonra telefonuma baktım belki anımsarım diye neyi hatırladığımı, çıkaramadım sonra otobüs geldi ve gittim…
Eskiden cep telefonu yoktu. Ya da biz düzenli yaşar ona ihtiyaç duymazdık. Şimdi hayatın merkezine girmiş, kişisel ve toplumsal odaklarımızdan biri olmuş, iletişim kaynağımız…
Aşklarımıza kadar girmiş. Eskiden mektuplar yazar utangaç utangaç verirdik birbirimize… bu bir güven göstergesiydi hatta. Kısa mesajlardan çok önceydi tabi bunlar. Şimdi 160 karakterlik textlere sığdırabiliyoruz tüm bunları, sesli harf kullanmadan üstelik…
Yıllar evvel bir hikaye duymuştum, şöyle anlatmıştı adam;
bir rüyayla hayatım alt üst oldu sanki, ben birine aşık olmuştum, çok seviyordum ama gece gündüz mesajlaşırdık hatta… sürekli onu düşünüyordum, artık birbirimizi de çok fazla tanır olmuştuk mesaj karakterlerinden ruh hallerimizi anlıyorduk hatta… sözcükler yazıldıklarından fazla anlam taşıyordu bizim için, o ufacık ekrana sığdırabiliyorduk aşkımızı. Sonra zaman aktı geçti, nasıl güzel bir şarabın dibini iki kadehte görürsün öyle işte… ve ayrılık zamanı geldi bizim için ama bir bağımlılık olmuştu o benim için. Hala onu düşünüyor ve istiyordum. Hayatımda değişikler yapmam gerektiğini düşündüm ve önce aramaya kayıtlarımı sildim, bu günlerimi aldım çünkü birden silersem ölebileceğimi hissediyordum. Onları sildikten sonra bir rahatlama hissettim. Cesaret edip fotoğrafları yaktım üstelik üstlerine rakı döküp yaptım bunları… Sıra mesajlara gelmişti, onları da teker teker sildim, yollardan akan çizgiler gibi hatta yıllar gibi geçip silindi onlarda zaman içinde ve son mesajı sildiğimde o mesajları göndereni hatırlamıyordum. Bir boşluktu hayat benim için karanlıktı biraz da, korktum birden bire neden böyle olmuştum neden böyle hissediyordum yatağımdan tavanıma uzanan bir çizgi vardı, gözlerimin çizdiği karakalem hayaller işte… parkta yatakta sinemada ama sadece ben, bi garip anı silsilesi… sonra bir parmak şıklar ve psikoloğu karşısında uyanır adam, gözleri hala boş bakar durur, aradığı bir şey yoktur, özlediği bir şeyin olmaması gibi… ve bu o adam kendini 12. Kattan atmadan önceki son anısı olur…
ve düşerken hatırladım; ''Yaralarımızdan sızan aşkımızdı…''
yere yaklaştıkça hatırlamanın verdiği huzuru, mutsuzluğu gözlerime dolan rüzgar kadar kesin bir şekilde hissediyordum, unuttuğumda kendi kara çizgilerimi de silmiştim ve hatırlarken gerçekten yok oluyordum; siliniyordum bu dünyadan sert bir silgiyle...
01 10 2010
Yaralarımızdan sızan aşkımızdı…
Bir durakta dikilirken aklıma geldi sonra telefonuma baktım belki anımsarım diye neyi hatırladığımı, çıkaramadım sonra otobüs geldi ve gittim…
Eskiden cep telefonu yoktu. Ya da biz düzenli yaşar ona ihtiyaç duymazdık. Şimdi hayatın merkezine girmiş, kişisel ve toplumsal odaklarımızdan biri olmuş, iletişim kaynağımız…
Aşklarımıza kadar girmiş. Eskiden mektuplar yazar utangaç utangaç verirdik birbirimize… bu bir güven göstergesiydi hatta. Kısa mesajlardan çok önceydi tabi bunlar. Şimdi 160 karakterlik textlere sığdırabiliyoruz tüm bunları, sesli harf kullanmadan üstelik…
Yıllar evvel bir hikaye duymuştum, şöyle anlatmıştı adam;
bir rüyayla hayatım alt üst oldu sanki, ben birine aşık olmuştum, çok seviyordum ama gece gündüz mesajlaşırdık hatta… sürekli onu düşünüyordum, artık birbirimizi de çok fazla tanır olmuştuk mesaj karakterlerinden ruh hallerimizi anlıyorduk hatta… sözcükler yazıldıklarından fazla anlam taşıyordu bizim için, o ufacık ekrana sığdırabiliyorduk aşkımızı. Sonra zaman aktı geçti, nasıl güzel bir şarabın dibini iki kadehte görürsün öyle işte… ve ayrılık zamanı geldi bizim için ama bir bağımlılık olmuştu o benim için. Hala onu düşünüyor ve istiyordum. Hayatımda değişikler yapmam gerektiğini düşündüm ve önce aramaya kayıtlarımı sildim, bu günlerimi aldım çünkü birden silersem ölebileceğimi hissediyordum. Onları sildikten sonra bir rahatlama hissettim. Cesaret edip fotoğrafları yaktım üstelik üstlerine rakı döküp yaptım bunları… Sıra mesajlara gelmişti, onları da teker teker sildim, yollardan akan çizgiler gibi hatta yıllar gibi geçip silindi onlarda zaman içinde ve son mesajı sildiğimde o mesajları göndereni hatırlamıyordum. Bir boşluktu hayat benim için karanlıktı biraz da, korktum birden bire neden böyle olmuştum neden böyle hissediyordum yatağımdan tavanıma uzanan bir çizgi vardı, gözlerimin çizdiği karakalem hayaller işte… parkta yatakta sinemada ama sadece ben, bi garip anı silsilesi… sonra bir parmak şıklar ve psikoloğu karşısında uyanır adam, gözleri hala boş bakar durur, aradığı bir şey yoktur, özlediği bir şeyin olmaması gibi… ve bu o adam kendini 12. Kattan atmadan önceki son anısı olur…
ve düşerken hatırladım; ''Yaralarımızdan sızan aşkımızdı…''
yere yaklaştıkça hatırlamanın verdiği huzuru, mutsuzluğu gözlerime dolan rüzgar kadar kesin bir şekilde hissediyordum, unuttuğumda kendi kara çizgilerimi de silmiştim ve hatırlarken gerçekten yok oluyordum; siliniyordum bu dünyadan sert bir silgiyle...
01 10 2010
denemeler
karikatür
bazen hayatımı bir karikatür karesine ve ya tek paragraflık bir yazıya sığdırabiliyorum ve bu beni rahatlatıyor…
ama yetmiyor tabi ki, bazen anlaşılmak istiyorum, gerçek insanlar tarafından… mesela sevdiğim kadınlar tarafından… hayatımı kaplayanlar hani…. Ama olmuyor olduramıyorum ve geriye yapacak bir şey kalmıyor, hayali insanlara hayali şeyler yaşatıyorum… sonra kendimi onların ortasında bulup aslında var olmayan şeyler yaşıyorum… olmayan yerlerde, olmayan nesnelerle, olmayan insanlarla… savaş kahramanı gibi hissediyorum kendimi bazen bir köylü gibi kuytu köşede kaçkın… sonra sakin sakin biramdan yudumluyorum, özlemiyorum, özlenmediğim gibi… ve aslında hepsi yalan; ben iyi bir yalancıyım, yalanlarımı satıyorum, bunlarla hayatımı devam ettiriyorum, seviyorlar yalanları insanlar çünkü doğrular canlarını yakıyor, bakış açılarında boğulan bizler ise yanardağlardan fışkırıyoruz… fırtına olup yağıyoruz yanaklara, olmak istemiyoruz ki aslında yoğuz hiç var olmadık bizi sizler yarattınız ve sonra tahammül edemeyip fırlatıp attınız… ama göremediniz et ve kemikten fazlasını yarattığınızı, burada bir yalan var ve bu yalanlara kurşun işlemiyor… bilmediğiniz dillerde aşk şarkıları söyleyenler, bilmediği dillerde aşk yaratıp sonra ona yabancı kalanlar, yalancı aşkların söylediği yalanlara inanan ve onları doğru zannedenler, o aşklar da biziz ve ölmüyoruz… yaradılışımı hatırlıyorum, tek bir temasla bir gece bile değil bir anda, bir şarkıyla, kitabın arasında bir satırı işaretlemiş bir ayracın ucunda… özlü sözün ancak sözü olup özsüz, tatsız tuzsuz can buldum. Sordular sonra bana neden geldiklerini, adımı koydular sonra, sonra tasmamı taktılar ve sonra sıkıldılar başka bir yalan yarattılar, bende kutudan ev yapmıştım kendime o yağmurlu akşamda… sonra başkaları geldi, başkasının yarattığı bir yalana inanmaya başladı, sonra bir başkası bir başkasınınkine, hep inandılar sorgulamadan ve hayatı bir yalandan yarattılar… bende bazen bir yalana inanıyorum hatta bazen hayatımı bir karikatür karesine ve ya tek paragraflık bir yazıya sığdırabiliyorum ve bu beni rahatlatıyor…
ama yetmiyor tabi ki, bazen anlaşılmak istiyorum, gerçek insanlar tarafından… mesela sevdiğim kadınlar tarafından… hayatımı kaplayanlar hani…. Ama olmuyor olduramıyorum ve geriye yapacak bir şey kalmıyor, hayali insanlara hayali şeyler yaşatıyorum…
ve galiba elf olmak istiyorum…
01 10 2010
bazen hayatımı bir karikatür karesine ve ya tek paragraflık bir yazıya sığdırabiliyorum ve bu beni rahatlatıyor…
ama yetmiyor tabi ki, bazen anlaşılmak istiyorum, gerçek insanlar tarafından… mesela sevdiğim kadınlar tarafından… hayatımı kaplayanlar hani…. Ama olmuyor olduramıyorum ve geriye yapacak bir şey kalmıyor, hayali insanlara hayali şeyler yaşatıyorum… sonra kendimi onların ortasında bulup aslında var olmayan şeyler yaşıyorum… olmayan yerlerde, olmayan nesnelerle, olmayan insanlarla… savaş kahramanı gibi hissediyorum kendimi bazen bir köylü gibi kuytu köşede kaçkın… sonra sakin sakin biramdan yudumluyorum, özlemiyorum, özlenmediğim gibi… ve aslında hepsi yalan; ben iyi bir yalancıyım, yalanlarımı satıyorum, bunlarla hayatımı devam ettiriyorum, seviyorlar yalanları insanlar çünkü doğrular canlarını yakıyor, bakış açılarında boğulan bizler ise yanardağlardan fışkırıyoruz… fırtına olup yağıyoruz yanaklara, olmak istemiyoruz ki aslında yoğuz hiç var olmadık bizi sizler yarattınız ve sonra tahammül edemeyip fırlatıp attınız… ama göremediniz et ve kemikten fazlasını yarattığınızı, burada bir yalan var ve bu yalanlara kurşun işlemiyor… bilmediğiniz dillerde aşk şarkıları söyleyenler, bilmediği dillerde aşk yaratıp sonra ona yabancı kalanlar, yalancı aşkların söylediği yalanlara inanan ve onları doğru zannedenler, o aşklar da biziz ve ölmüyoruz… yaradılışımı hatırlıyorum, tek bir temasla bir gece bile değil bir anda, bir şarkıyla, kitabın arasında bir satırı işaretlemiş bir ayracın ucunda… özlü sözün ancak sözü olup özsüz, tatsız tuzsuz can buldum. Sordular sonra bana neden geldiklerini, adımı koydular sonra, sonra tasmamı taktılar ve sonra sıkıldılar başka bir yalan yarattılar, bende kutudan ev yapmıştım kendime o yağmurlu akşamda… sonra başkaları geldi, başkasının yarattığı bir yalana inanmaya başladı, sonra bir başkası bir başkasınınkine, hep inandılar sorgulamadan ve hayatı bir yalandan yarattılar… bende bazen bir yalana inanıyorum hatta bazen hayatımı bir karikatür karesine ve ya tek paragraflık bir yazıya sığdırabiliyorum ve bu beni rahatlatıyor…
ama yetmiyor tabi ki, bazen anlaşılmak istiyorum, gerçek insanlar tarafından… mesela sevdiğim kadınlar tarafından… hayatımı kaplayanlar hani…. Ama olmuyor olduramıyorum ve geriye yapacak bir şey kalmıyor, hayali insanlara hayali şeyler yaşatıyorum…
ve galiba elf olmak istiyorum…
01 10 2010
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)