20091231

BİLEMEZDİM...

bilemezdim...

hayatım böyle olacağını...
bu kadar güçlü yaratıldığımı...
ve bu kadar aciz...
bilemezdim arkadaş değil değil kardeşim olacağını...
bilemezdim onca insan arasında bu kadar yalnız kalacağımı....
bilemezdim
bilemezdim

tek sahip olduğum şeyin sevilmek olduğunu ve sonraları tek ihtiyacımın o kalacağını benim hisseme...
bilemezdim

yaşamam gerekti ve öğrendim....
yaşayarak, o en sıcak sobaya elimi basarak öğrendim yanmayı...
bilmezdim yanmanın ne olduğunu...
kendim öğrendim tek başıma yapayalnız...
şiiirlerim vardı benim hayallerim vardı...
bilemezdim bir gün onlara hasret kalacağımı...
bilemezdim bir uzun havanın bu kadar can yakacağını...
duyduğum bir dost sesinin bei bu kadar uzaklara götüreceğini...
bilemezdim...
gözyaşlarımda boğulacağımı...
kimsenin elini uzatmayacağını...
hayallerim vardı benim güzel...
umutlarım vardı... artık kendimi tanımıyorum bile....
tanımadığım bir bedende yaşıyorum...
bilmiyorum ama neyi...
sadece yaşıyorum...
bilemezdim...
bir tene ihtiyaç duyacağımı...
bir mavzer kurşununa bile kafa tutabilen benin bana karşı koyamayacağını...
yetmiyor işte dünya bana...
fazlası lazım bana...
yetemiyorum insanlara...
istemiyorumda artık...
boşluğumla başbaşa bırakın beni....
yalnız bırakın artık...
huzur istiyorum kendime...
lütfen.. hepinizden...
gömünce beni dua falan da istemiyorum;
kardeşimden tek istediğim bir şişe şarap getirsin döksün üzerime; yeter de artar bana ... ben cehennemi yaşıyorum zaten burda, diyarbakırda, gazzede, bağdatta, çinde, vietnamda, latin amerikada, yada ankaranın bir ara sokağında elimde şarap şişesiyle kaldırım taşlarının üstünde...
bilemezdim işte...
cehennemin hayatın kendisi olduğunu...
bilemezdim anne beni sev diye kucağına oturmak isteyeceğimi... deli gibi... ağlayarak...

beni sev anne, öp beni kimsenin öpemeyeceği gibi, belki bir gün bir çatışmadan sonra sana getirirler ölü bedenimi ama o zaman ağlama anne ağlama... benim için şimdi ağla...
bilemezdim bunları söyleyeceğimi...
ağlarsa anam ağlar zaten... gerisinin amına koyayım..
bilemezdim ki nereden bileyim bir uzun havanın bu kadar koyacağını...
işte bende burda böyle bir ayyaş, bazen bir kapkaçcı, bazen bir dilenci, bazen bir kürt çocuğu, bazense savaşın ortasında mermileri dinleyen yüzü çamur bir arap çocuğu, bazense bir köşede unutulmuş mektup, türkülere kardeş bir çocuk umutlu, bir kölenin zenci çocuğu, bazen tezgahta bir çinli çocuk işçi... hep çocuğum ben, ben ezilenim hep.. isyanım ben önce kendime sonra düzene ara da bir varsa tanrıya...

bilemezdim bir gün böyle bir adam olacağımı... bilemezdim... yüreğimi alın doktor, artık onu istemiyorum... hayallerimi de al, yani geriye kalanı... artık umuda da ihtiyacım yok... lütfen bir de masa da akalmak istiyorum mümkünüdür biliyorum parasını ben veriyorum... lütfen...

AŞK!

şimdi şimdi anlıyorum aslında...
ben bir 'o' na aşık oldum bir de beşiktaşa... ha sporla ilgilenmem o işte esas mesele, buna rağmen aşık olmak bir renge ve bir kadına, hemen hemen aynı duyguları hissetmek ve barikatlar ardından atılmış bir molotof gibi patalayacağın anı beklemek, yanmak yakmak ve aşık olmak...

her zaman her yerde
seninle birlikte
ölüm gelsin isterse

gözlerde bir damla yaş
kalbimizde bir aşk
sensin beşiktaş

son dizeyi çıkaralım

her zaman her yerde
seninle birlikte
ölüm gelsin isterse

gözlerde bir damla yaş
kalbimizde bir aşk

bunu aşık olduğum kadına söylerim abi ama anlamazzz anlamazzzlar bilmezzler bu gönülde nasıl varlar....

anlatılamamış bir öykü gibi bazen yalnızlık...

neden bilmem biraz daha evvel ki yaşlarım da çok severdim yalnızlığımı, bir bilgisayarım bile yoktu üstelik... şimdi insanları sever oldum çevremde, özler oldum...

ama yalnızlığın özlemi de farklı; bir aşk yalnızlık, bazen başka bir bedene hapsolma isteği gibi bişey işte... sol yanımda bir ağrı işte yalnızlık, kader gibi bişey işte ya yalnızlık. kurtarıcı var mı gelir mi bilemem, hava parçalı bulutlu, lodos var sanki yüreğimde, fırtına sonrası yıkım gibi aynı, derdim ne ki... emeklemek gibi işte, yürüyemiyorum, boşlukta değilim tutacak el de aramıyorum, bırakanlar bilir ellerim herkesi tutmuyor işte, yardım beklemiyorum güzel şey yalnızlık, bazen acıtıyor kalabalık içinde yalnızlık, ağlamak, bağırıp çağırmak istiyorum... bazense onu özlüyorum işte elimde değil napayım...

bir sabaha daha uyandım bu gün farklı olsun deyi...
ama olmuyor sanki, yeni yıl da eskisinden farklı olmayacak sanki...
ciğerlerim bir sigarayı daha kaldıracak durumda değil o yüzden sigarayı yalnız bırakıyorum, ben yalnız o yalnız yaşıyoruz işte, ölmüyoruz neden...

dimdik olmasakta ayaktayız, yalnızız belki...
direniyoruz, yaşama inat direniyoruz, yaşama inat yaşıyoruz hala...

20091230

işte öyle...

her gün dert cekmekten
yorgunsun ama aldirma
sen iç eglen yine bu yalan
dünya kimin umrunda

gece gelirdi aklima
duyarim seni nasil olsa
yoruldum ugrasmaktan
sen bulucaksin en sonunda

dert meze oldu masamda
içerim senin hatrina
unuturum neyim varsa
birde yanimda ah sen olsan

hey bu laflarin hepsi sana
hey bu laflarim anlayana

sen yine iyi düsün
yine iyi düsün

her gün dert cekmekten
yorgunsun ama aldirma
sen iç eglen yine bu yalan
dünya kimin umrunda


bu pek beğendiğim ama son albümünü alamadığım öztürk ün aldırma adlı parçasının sözleri; garip bir şekilde dikkatimi topladı bi noktaya; alkolizmanın sınırlarını zorladığım bu boktan dönemde başka insanlara sadık kalmak mesela neden? değer vermek? sevmek? saygı?

bilemem ben onları aklım ermez pek; ama insanlar garip adı üstünde insan işte tamam senin zaafın var işte konuşamıyorsun insanlarla kırılmasınlar etmesinler falan peki bu onların umrunda mı? peki senin hissettiklerin düşündüklerin umrunda mı? hele ki dinlemiyorsa, hele ki anlamak istemiyorsa yılların ağır ama etkili tedavisine bırakmaktan başka çare kalmıyor işte adama, elimde zaten pek birşey yok bazı konularda başarılı bir insan değilim zaten kabul ediyorum ama ''O'' nun anlamadığı ama zamanla anlayacağı birşey var, sevgim anlayışım ve kavrayışım evet farkındayım ona hep fazla geldim ama alttan almak ve de kendimi ezik göstermek gibi kötü huylarım var... e o zaman hisseme düşen zamana bırakmak, evet yanında ben olmayacağım bir daha yanında ama sevgimin ve benim farkıma varacak işte o zaman... oldu oluyor ve eminim olacak buna yapacak ''PEK'' birşeyim yok açıkçası ben herkesi olduğu gibi kabul edebiliyorsam onlarda beni kabul edebilmeli, örneğin kaprislerini çekiyorsam sırf sevdiğim için beni dinlemeliler... beddua etmem ben pek sevmem neden? çünkü olur bunlar yani gerçekleşir işte çok inanmam böle ilahi şeylere ama böle garip bazı durumlar oluyor onu da biliyorum işte; umarım anların bir erkek olarak benim değerimi düzelteyim umarım başka erkekler bunu sana öğretirler... kusuruna bakmıyorum çünkü sende bana öğrenmem gereken birşeyi öğrettin evet bundan sonra güven yk aşk yok sevgiyle tek kullanımlık bitti...

üzgünüm hepiniz için üzgünüm çünkü beni kaybettiniz... kırdınız... öldürdünüz içimdeki tüm insancıl duyguları... bu bir ergenlik problemi değil bu bir yorgunluk, yoruldum sizi sevmekten...

evet herkesten çok sizi önemsemeyeceğim artık, bir daha bu kadar önemli de olmayacaksınız benim için, herkes yokken sen varsın da diyemeyeceksiniz mesela...

alkol kötü di mi? evet kesinlikle o yüzden ayık saldırıyorum hayata ve o eski arabesk söz aklıma geliyor mesela; kim demiş alkol kötü diye ben herşeyimi ayıkken kaybettim...

benim dışımda kimsenin öldüremeyeceği birşeyi öldüremediniz ama... çocukluğumu ve çocuk ruhumu... öldüremezsiniz.. ölürse ben öldüm... kimi zaman çöp toplayan karnını ve ailesini doyuran kimi zaman boş kovanlar ve şarapnel parçalarıyla oyanayan, kimi zamansa tek başına saklambaç ya da sek sek oynayan, oyuncaklarının başına oturduğunda dünyayı unutan sevgiye ve mutluğa dolayısıyla huzura aç o çocuğu öldüremezsiniz... kucağında çiçeklerle koşturan, evet olabilir diyen güneşe susamış özgürlüğe hasret bu çocuk ölmeyecek... ölürse ben öldüm...

bir tutunamayanın içi boş hayali...

evet o benim tutunamamış,
hani sokakta gözleri yerde
kamburu var hani
bir de gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyecek hayalleri
ve sevdaları
hiç mutlu sonu olmayan onlar
bir sürüler onlar
kuytu köşeler de yanmış
dumanları tütenler
özlemler var bir de
hepsinin tam ortasında bir şehri sevmek gibi birşey işte
terk i diyar etmek zorunda kalan...
çarpık kaldırım taşları arasında bir yatan ayyaş
sonra o adamın bilgeliğinin arasında bir söz
sakalına damlamış bir köpek öldüren damlası
dudakları arasından süzülen giden
ama hep gidenlere giden bir öpücük
ama hep gidenlere dökülmüş bir kaç damladan fazla gözyaşı
oluk oluk akan, yağmura kara dönen
yüreğin parçalanmışlığı ve onun tam ortasında ki duygu patlamaları içinde
aklın alamayacağı kadar büyük damlalarla ağlamak...
varlığını sürdürmekten çoktan vazgeçmiş o adam benim işte
tutunamamış hiçbirşeye
tutunamamış hiçkimseye
gene elinde kalan bir kaç hayal ile bir şişe de şarap
aslında başka da birşeye ihtiyacı kalmamış işte...
o adam benim işte...

20091228

yalnızlığına ilaç olmak isterken yalnız kalmışım, özür dilerim... kendimden... daha yaralarımı sarmada alın demişim tuz basın acımış ve daha da kanamış... şimdi anlıyorum haklıydın... tatlı duygulara şevke bırakmışım kendimi gönlüm kurumuş sonrası bedenim bira fıçısı olmuş... sınır tanımıyorum artık, big bang lerle dolu yüreğimi hissetmiyorum, bir metre sonsuzlukta kayboluyorum... sana ulaşamıyorum... üstelik.. neyse...

ağlama...

ağlama
gözyaşların şarapnel parçası gibi değiyor yüreğime
ağlama
ağladıkça ölüyor bu gönülde çocuklar
ağlama
bu kadar uzakta, zor geliyor
ağlama....

...

kandırmışlar oysa beni, inanmışım ama en acısı sonraları kendimi kandırmışım, karşı çıkmamışım hiç...

aldanmışım size, vermişim böldüğüm, paramparça ettiğim gönlümü sizler, bana birşey bırakmamışsınız, çirkin olmuşum sonrası, ha bir gitmeğe kalkmışım yolu bulamamışım...

gitmeleri öğreten sizler bana gideceğim yolu unutturmuşsunuz hep kalmışım, ölmemişim belki, belki gülümsemişim sonrasında...

ağlamışım belli yanaklarımdan, gözlerim görmüyor seçemiyorum sizi, lütfen yüksek sesle konuşun... konuşun lütfen, susmak size hiç yakışmıyor...

bir gün... ben... deniz...

bir gün ölü bulacaksınız bu bedeni, yüzünde aptal bir gülümsemeyle, hayatla alay ettiği bir an bulacaksınız bu bedeni, kasları taşlaşmış...

damarlarında kan yerine bilmem ne akarken belki, belki bir fırtınanın ortasında bulacaksınız paratoner olmuş zihniyle....

bir gün beni bulamayacaksınız, bir hayalperest olarak hatırlayacaksınız...

belki de sahile vurmuş bir beden bulacaksınız beni, mosmor, gözleri gökyüzünde, dudakları kulaklarına yaklaşmış, hayatla dalga geçerken...
...

köpük köpük kabaran, koca dalgalı, biraz isyankar o deniz benim işte, karanlık sinirli, çirkin, sahile vuran öfkem, tuzlu, ıslak...

o gözü yaşlı balık benim, nereye gideceğini bilmeyen, kaçmayan-saklanmayan ama avlanmayan, o hiç unutamayan...

özgüvenini kaybetmiş yan yan yürüyen yengeç benim, herşeyi boşvermiş bir kuytuda ağlayan...

bir savaş çocuğunun alev alev yanan gönlüne, kirli yüzündeki, çocuk, saf gülümsemeye çarpan, dağılan ama direnen o dalga benim... işte bukarşındaki yorgun adam benim... üzgün, kırgın, kirli, gözleri nemli ve anlatamayan bir türlü, söyleyemeyen... hani... seni... nasıl sevdiğini...

....

atlamıştım denize, tuzuna bırakmıştım ruhumu... kollarım açık uyandım, iki yanıma salınmış, bir şafak vakti daha güneş yok... balıklar dört bir yanıma, yüzüme yağmur çarpıyor ara ara, gökyüzü ışıl ışıl dansediyor arada sağıma soluma düşüyor, ama karanlık işte... karanlık... balıklar dört bir yanımda ısırıyorlar, acıyor... umrumda değil hiçbirşey, ben zaten kaybetmişim, ya kendimi ya yolumu bilmiyorum, ruhumu belki de... uzakta çok...

20091209

havadis

düşündüm durdum upload a üşenmediğim bir zaman sizlerle arşivimi paylaşmaya karar verdim, kamin' suun diyorum sonra susyorum