kıştan kalma bir yaz günü, yapılacak işleri planlarken içinde buruk bir sevinçle doldurduğun kahve bitmekte...
hikayeler dinlerdik küçükken, büyük savaşçıların hikayelerini, büyüdük anlatmaya başladık onları. sonra yaşamak vardı, çaresiz... yaşıyoruz işte öyle ya da böyle, bir savaşta yüce bir amaç için ya da halkımız için ölmedik, savaşmadık bile.
yıllar önce yaşanmış güzel bir günün kokusu var havada, barut gibi; nefret kokuyor artık... diğerlerinin yanına eklenen bir acı daha diye düşünürken bir fotoğraf takılıyor gözüme, varlığını bile unutmuştum... düşmüşüz bir kış günü, kar altında... gözyaşlarıyla iyileştirmeye çalışırken yaraları, ölmüşüz farkına varmadan, bireyselliğimizde katletmişiz yüreğimizi... kalan tek bir söz 'hoşçakal'! sonra bir şarkı sözü girmiş araya, bir söz, asla tutulması için şans verilmeyecek bir söz... ölmüşüm, savaşmadan, sevişerek hayallerimle...
sonra miting alanlarında suçsuz ölenler geliyor aklıma, üzülmüyorum hayır; aksine hepsi tanımadığım, bilmediğim onca insanı yaşatıyorum bu bendende... hala onların marşları dilimde...
ve ben bir şarkı sözü oluveriyorum, bir balık gibi okyanuslar geziniyorum, bozkırlardan dağlara uçuyorum göçmen bir kuş gibi... yaralarım artık umrumda değil zira hiçbirini hissedecek gücüm yok; hayallerim bile donuk... nasıl olsa bir kadında ya da bir adamda yaşayacak bu biliyorum...
kıştan kalma bir yaz günü, yapılacak işleri planlarken içinde buruk bir sevinçle doldurduğun kahve bitmekte... hiç bukadar tatlı olmamıştı sanki, sigara hiç bu kadar zehirlememişti... yağmur çok da uzak olmayan bir yerlerden bi koku getiriyor, eskilerden, çok eskilerden; kadim dünyamdan... özlemiyorum, acıtmıyor da artık... hayallerim donuk, kirli... yaşamak anlamsızlığında bir ışık doğdu dün; artık başka anlamlar var hayatta, daha sert, daha vahşi... savaş boyalarımız hazır ötecek boruları bekliyoruz sanki...
yaşasın! yaşayacak düşenler daha fazla bizimle! bundan böyle...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder