tesadüf 2
lıkır lıkır gidiyordu şarap boğazımızdan
ve gözlerimiz gıcır gıcır olmaya başlamıştı
o eski günlerden bahsederken...
beklediğim yumruk gelmedi, göz gözeyken hala dudaklarımdan birkaç kelime döküldü, kokusu bir alev gibi sararken bedenimi ve ciğerlerimi, gülümsedi... biraz farklı da olsa 'o'ydu nihayetinde... gözüm artık dayanamadı ve kapanmaya çalıştı, izin vermedim, tutsak ettim bakışlarıma bedenini, kaçmasına izin vermek istemiyor gibiydim... evet öyleydim... ve gözleri tamamiyle o, onun gözleri, o karanlık boğuyordu beni, kokusuyla yanarken hala... aklım ''gidiyom ben'' derken gülümsüyordu, ve bir ara sokaktan bir başkasına kaçışını izledim, takip etmeye çalışsam da taşlarla, molotoflarla uzaklaştırdı beni, gözlerim o na dikiliyken hala...
ve şarap lıkır lıkır akıyordu boğazımdan...
hani diye başlayan ve arkasına milyonlarca kombinasyon dizebildiğimiz cümlelerimiz vardı birbirimize söyleyeceğimiz, fazlasıyla da söylediğimiz. sonra bir de özlemimiz vardı yüreğimizde sofrasına oturduğumuz ve şaraba meze yaptığımız... günlerce sürmesi istenen bir andı bu, hani o; rezil anlar gibi değil, yadıkça silinen sözcükler gibi değil hayır, hazin bir dram hiç değil...
hani diye başlayan bir cümle daha... ve acıttı işte... acıtır... korkma diye bir ses duydum o an ve o an farkettim yalnız olmadığımızı... ve o an biz de biz değildik zaten, eskilerden bahsediyor oluşumuzdandır ki aldandık belki de ama değiliz... ve yanımızda duruyor işte yanımızda gerçeğimiz, yüzyıllar evvelinde soğuk, çiçek bir sokakta bıraktığımız gerçeğimiz, etten kemikten gibi karşımızda, bize bakıyor, karanlık, ruhum kavruluyor acısından, bir mülteci gibi gezmiş, şehir şehir, dünya dünya gerçeğim bana bakıyor, artık masum değil, elleri kirlenmiş, gözleri kirlenmiş, paramparça bedeniyle bana bakıyor işte orada, yüzüme bir tokat atıyor, artık yok olanları söylüyor gözüme baka baka, bağırarak, acıtıyor... kanıyorum, ağzım burnum,, gözlerim, şarabım akıyor beynimden... ağlamıyorum, ölüyorum...
bir cevap istemiyorum, sessiz sessiz yürüyor o, ve artık birer hiç olan biz, ölüyoruz, yavaştan değil, çabucak, acıyla, göz göze geldiğimizde kokusu sarıyor cansızlaşmaya başlayan bedenimi ve o an anlıyorum, ben zaten yaşamıyordum, katlime şahit gerçeğim bu sefer omuz silkiyor izlerken, ve şarabımdan bir yudum alıyorum zannedersem cennetliğim... elimden tutuyor, biraz şarap içiyor, saçları güçsüz, dağılmış hafiften... hani ile başlayan bir cümle kurarken ben, ölü dudaklarımda hissettim yaşamı, ciğerime doluyordu.. artık hani lere ihtiyaç duymadan, yaşama dönüyordum... ve tekrar yanmaya başlamıştı sönen, galiba...
lıkır lıkır gidiyordu şarap boğazımızdan
ve gözlerimiz gıcır gıcır olmaya başlamıştı
gelecek güzel günlerden bahsederken...
birden gözlerim açıldı, o sokaktaydım hala, gözlerine bakıyordum, ve şimdi uzaklaşan silüetine bakıyorum, çok eski bir sokakta dikilirken neşeli, gözlerim o nda kulağıma pek sevdiğim bir şarkı ilişirken;
''sevdim inanamayacağın kadar seni esmer kız''
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder