göt kadar karanlık sayılabilecek, içinde yatağından başka bağlanabileceği birşeyi bulunmayan odadan bozma evinde otururken birden sigara yakma isteği... batmış güneşlerin ardından kararmış hayatında bir kül ateşi görme isteği... açlığa inat... paketinde üç tane sigarası kalmış, üçünüde yakacak birazdan, yeni bir paketi alamayacak olsa bile...
ilk sigarasını yaktı, elinden geldiği kadarını yaptığını düşündü, yapmaya çalışıyordu... çabalıyordu bu engin denizde boğulmamaya... bir ara sokakta ya da bir kadehte paylaşıyordu işte... hayatı bir kısa sigara zamanına indirgemeye çalıştığını farketti, isteklerini düşündü, hüzünleri, ağıtları ve az da olsa mutlulukları... özgürlükleri düşündü, hep ama hep bağlandığı birşeyleri çıkarmaya çalışarak aklından... günlerdir toza bulanmış ağzı açık köpek öldüreni farketti alçak yatağının başucunda bir yerinde, düşünmeden dikti kafasına, kanının alkolle ıslanışını düşünüyordu ilk sigara bittiğinde, ve bir dali tablosunda uçurum gibi birşey düşüyordu, bir kadına...
ve bir kadına düşmüştü ikinci sigarasını yaktığında... bir kadına, bir kadında buluyordu şimdi kendini duman nefes nefes beynine dolarken, birazcıkta isyan mevcut galiba... br kadına bkıyordu, güzelliği düşünüyordu, yüzünde, gözlerinde ya da vücut ölçülerine sığdırmadan o en gin coğrafyayı düşünüyordu, bir buz dağının yüzeyde kalan kısmı onu hiç mi hiç ilgilendirmiyordu, ruhu kirlenmemiş olmalıydı, şarabın tadına varır oldu kadını ve kadın vücudunda kayboluşunu düşlerken... kayboluyordu buzdağının yamaçlarında suyun binlerce metre aşağısında... herhangi bir yer de o kadının kokusu sarmaya başlamıştı ruhunu, vücudunun belki narin belki kaba hatlarını hissetmeye çalışıyordu şarap şişesini kavramış parmaklarının ucunda, diz kapağını saran diğer avucunda, ucunda tütün tüterken hala... tutkuyu hissediyordu, o kadına sahip oluşunu değil, o kadında kendini kaybedişini... çorak toprakları kutsal yağmurlarıyla sulayışını değil o kadını kadın olarak sevişini, kadınlığını verebilmeyi, kadın gibi hissettirmeyi düşünüyordu arkasından sarılmış ensesinden koynuna doğru kokladığını düşünrken, şarabı daha sıkı tıtmaya başladı, bir yudumdan sonra o kadının titreyişini hissetti kırık, eskimiş yüreğinde... ve yine düşüyordu orgazmdan bir kara boşluğa, üçüncü sigarayı yakarken...
herhangi bir şeyi, hayal etmeyi örneğin, tam yapmış olmanın verdiği bir huzur ile derin derin soluyordu dumanı, daha bir lezzetli geliyordu şimdi şarap... yangın vardı şimdi ruhunun en köhne yerlerinde... yanıyordu cayır cayır, tatlı bir kaç söz duyar gibi oldu, pişmandı biraz, üzgündü, ve o koku çok çok eski, bir küçük şehrin küçücük bir sokağında bıraktığı, hani o apartman daireside, betonların içinde, ah o koku... çok başka birşeydi bu... gözleri doldu ve ister istemez bir türkü dökülmeye başladı incecik dudaklarının arasından başı az önce söndürdüğü üçüncü sigarası ve şarap yüzünden hafiften dönerken ruhu da yangınlar içinde bir bozkır coğrafya iken...
ölmeden o, sonu gelemez ki bu hikayenin...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder