ahh işte hayat;
parçalı bulutlu gözlerim okşamaya başladığında, yüreğimi farkettim, bitmişti bu kısacık yol, geri dönüşü yoktu artık, acı kahve kokusu kurumaya başlayan kan kokusuna karışmaya başladığında, şimdi şu anda bu sefil yaşamın çürümüş acısını hissediyorum... orada öyle otururken ve sanki hiç varolmamış gibi hissederken gözlerim bozdu ve kapkara bir fırtına başladı... ruhum yanarken bedenim sona kalan kanını da akıtmakta... aklımda çok eskiden kalma sözler ve anılarla ölüyorum... biri dışında hiçbir keşke geçmeden aklımdan, taze sayılacak bedenimin yorgun, ağır yaralı yüreğinin susmasını bekliyorum... göğüs kafesimden gelen çığlık artık fazla gelmekte... zira bedenimde taşımak için doğduğum yaralar ruhumu kendi kanımda boğmaya başladı...
zar zor yaktığım sigaram düştüğünde o kızıl kan birikintisine bende düşmüştüm, tunelin sonunda bir ışık göremesemde hayatım kadar karanlık olmayan o biinmedik diyarlarda yürümeye başladığımda anladım... yoktum artık ben, hiç varolmamış gibi giderken, ardımda bi çift bile yaşlı göz bırakmadan... yalnız, isyankar, aşık, kırgın giderken oralardan, o dünyalardan göçerken tarif edilemez acılarım yoldaşlık ediyordu gözyaşlarıma... bir ben vardım o yolda sonra birde 'o' nu unutamamış kendim ile genç bedebimle evrene karıştım... yanına postaladığım özlemim artık olmadığın o beton yığınlarında kaybolmuşken, sana yine elimde kalan son toprağımı vermek isterdim, belki çorak, belki ıssız ama tamamen senin için yaratılmış ve sana ait olan o son yürek parçasını, kanlı ellerimle vermek isterdim sana; gözlerine son kez bakarak... ela galiba...
ve ben öldüm, beni siz öldürmediniz, yapamazdınızda...
ve ben öldüm, sizin yarattığınız acılarımla lime lime ettim kendimi...
ve ben öldüm gözlerim açık, 'o' nu ararken yalnızlığımda...
ve ben öldüm, ardımda hiçbirşey bırakmadan; küskün, çocuk ve yalnız...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder