şarap
bir elinde kırık bir şarap şişesi vardı, içinde fazla kalmamış şarabı kanına karışmış yerde yüzüstü yatarken... hayat onu son kez yüzüstü bırakmıştı...
tanırdım, iyi adamdı, evsizdi, elbiseleri yırtık, sakalsız ve kirliydi... arada oturup içerdik beraber. o bir köpek öldürendi bense üzüm suyu bile değildim. arada gazete kağıdına sarılmış ot çıkarırdı cebinden, nereden bulduğunu sormazdım, sarardı, içerdik. sakalının arasından hayat akardı şarap içerken. arada nereden bulduğunu bilmediğim ekmek arası bir şeyler yerdik, kaldırımlar şahit olurken ben olmadık hiç, aramızda ben yoktu bizdik, azığımızla, aşklarımızla, acılarımızla...
sonra sonra büyürken ayrı düştü karanlık yollarım daha karanlık ve dikenli yollarından. büyümeye başladıkça daha iyi anlardım şarap içerken boşluğu delen gözlerin altından sakalından damlayan anıları...
eve dönüş yoluydu, aklımda sorunlu hayaller, su kaynatmış anılar vardı, torbamda altı şişe köpeköldüren, biraz biraz da ot vardı işte cebimin bir yerinde arap çarşafına hasret yolculuk ediyordu benimle... önce sirenleri duydum , korktum... korkmalıymışım.. olay mahali inceleme ekiplerinin araçları arasından kalabalığa karışmaya çalışırken emniyet şeritlerinin altından ayaklarımın arasından süzülen kanı gördüm...
yatıyordu onca insan arasında yalnız, yatıyordu sessiz... geceye bakan serin bir akşam vaktinde, gözlerimde beliren anıları, sesiyle, bakışları, şiirleri ve türküleriyle... sakalından bildim, yatıyordu bebeksi saflığı ve dostluğuyla üstünde uyumaya alışkın olduğu kaldırımın köşesinde. bir uzun havaydı o an hayatım, çorak toprakların ezilmiş, yüreği yanık bir halkın, bahtsız, ağlamaklı ama gururlu bir evsizdi...
farkında değildim elimden kayarken ona rezerve edilmiş köpek öldürenler, sonra kanına karışarak aktılar aşağıya karanlığa, sonrası gözlerimden aktı anılara karışmış sarhoşluğum, yemyeşil dağlara hasret yüreğim kadim güneşini kaybetmişti, en eski en yaşlı dostunu... ve bu böyle olmamalıydı, annemi aradığımdan annemden önce sorduğum dostumdu...
ondan ayrılırken ellerimizde bitmek üzere olan ama beraber içilmiş şarap şişelerimiz vardı, ağlamıştık, sözleşmiştik tekrar birlikte ağlamaya... ve ben yalnız ağlarken bu genç bedenimin yorgun yüreği ağırlaştı birden, önce göğsüm bir teneke kutu gibi burkuldu sonra hayallerim, dostumun kanına düşerken açık kalmış gözleriyle karşılaştım karanlık sokağın asfaltında, ağlıyordu...
ve sözleştiğimiz gibi ağlarken yine beraber - son kez; ben yolda o ise kaldırımda bir elinde kırık bir şarap şişesi, içinde fazla kalmamış şarabı kanına karışmış yerde yüzüstü yatarken... hayat bizi son kez yüzüstü bırakmıştı...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder