20100910

önce, şimdi, sonra ve tema...

bayram bugün, dünde öyleydi, adı ne olursa olsun taşra hani hep hazırdır ya aşka, bazen daha fazlasına da hazır olabiliyormuş. bilmem kaçıncı kez anladım yine. beni yaratmış olan ve çok önceleri bir parçası olduğum bu yer, kaynayan kırılmış kemik gibi yine kendine katıyor beni...

yaratmıştı beni bu şehir, çocuktum daha, büyüttü beni, aşkımı yarattı bu şehir, üzdü sevindirdi bu şehir. kelimelerimin nerelere gideceğini önemsemeden yazmak isteği içimde.

çok düzgün konuşamasamda bu taşra öğretiyor bana anlatmak istediklerimi... ve temam her yanında ayrı bir yalnızlığımı bıraktığım bu ufak yerleşim birimi...


panic atak içinde paranoya yapanların arasında sarhoşum...
bir hayalperestim gerçekten ben. her defasında yine güzel hayal kurmayı becerebilenlerden. şimdi bir hayal daha kuruyorum, aşık olduğum şehire gidebilmek gibi... duyuyorum fısıltılarını beni çağırıyor. çığlık çığlığa gördüğüm o rüyadan sonra gitmek istiyorum, muhtemelen olmayan yaralarını sarmak için gitmek gibi hayalim var... ve temam ankara...

insanın başlı başına bencil bir yaratık olduğunu kabullendim artık... ve temam yalnızlık...



sapkınlıklarımla kendimi kaybettiğim dünyamın derinliklerinde asla zarar göremeyeceğim o kuleme hapsetmişken kendimi buradan çıkmaya hiç mi hiç niyetim yok açıkcası... nicedir devam eden iç hesaplaşmalarım diğer insanlar tarafından desteklenen ordularla tahrip edilmişken ruhumun azımsanamayacak bir bölümü, isyan ateşiyle yanmıyorum artık. tüm faşizan yöntemlerle içimde katlettiğim duygularım ve onların kaynağı benliğimle, benimle birlikte diğer kişilikler... artık yokuz, yavuz çetin dediği gibi benden onlardan biri yarattılar belki; ama buna çok da izin vermeyeceğimi biliyorum, bu yüzden o kuleye hapsettim kendimi, orada artık zarar görmeyeceğim ama dışarda kalanlara da üzüleceğimi söyleyemem. şimdiden üzülmeye başladılar, yapabileceğim birşey olsaydı keşke, keşke bu zamanki aklımla geçmişe gidebilsem ne bileyim ilkokul yılları belki... isterdim ama olmuyor işte, daha farklı koşullarda yaşamayıda isteyebilirdim eğer bu kadar kırılmamış olmasaydı umutlarım. ve temam korku oluveriyor...

şimdi önüme konmuş ödevlerle bu hayat denilen öğretmene bakıyorum. çalışkan bir öğrenci olamadım hiç. ve temam düşük notlar...

ama şarabı severim, köpek öldüren olacak, sigara içmeyi de çok severim neden bilmem...
sonra sevilmeyi de seviyorum galiba, eve gelince anladım, yıllardır hasretmişim aslında, sevilmek istiyorum bizim sevdiğimiz gibi sevilmek istiyorum ama, dokunduğumda güller açsın istiyorum... ve bunun temasının kadın vücudu olması biraz tuhaf geliyor işte, daha akıllanmadın evladım sen? diyorum olmuyor, her seferin her kimse artık... bırakıveriyorum yelkenleri aşağıya...deniz zaten dalga fırtına...

koşturmak istiyorum ciğerlerim patlayana kadar, daha iyi hissedene kadar, artık hiç hissetmeyene kadar... o na gitmek istiyorum yollarım kapalı demek isterdim, açıklar, hepsi, ama o kapalı, epeydir ulaşamıyorum, kapsama alanım dışında kaldı... eski bir şarkı açtım nerden hatırladım bilmiyorum, bugünlerde o kadar eskilerden anılar geliyor aklıma tozlu tozlu, bebekliğimden bu yana, ikinci bir kez byüyorum onları hatırladıkça ve anlam kazanıyor şu anki ben... kişilerle, olaylarla, oyuncaklarla geçmiş yıllar, hep bir şekilde uyuşturulmuş... sonra istekler ve özlemler varmış olmayanlara ve hiç olmayacaklara... böyle geçmiş şu kısa hayatım, ama biz hep başarıları anlatmışız, içimizde anlatamadığımız buzdağlarımızla yüzmüşüz arkadaşlık denizlerinde, sonra sevişmişiz.. bense hep yukardaymışım izlemişim hep diğerlerini, onları düşünmüşüm...sonra bu hata mesajları çıkmaya başlamış karşıma ve temam ben olmuş artık...

Hiç yorum yok: