20100110

yokluk...

ağlama artık diyordum, ağlıyordu...
elini daha sıkı tutuyordum, kaçmıyordu ve galiba beni seviyordu...
dudaklarının arasından hayata bir isyan döküldü ama anlamadım sormadım ne dediğini de...
ağlama diyordum, salya sümük bırakıyordu kendini...
gece güne eriyordu yavaştan, her saniye bir ömür gibiydi...
saçları geziniyordu sakallarımın arasında, kokusunu tenime işliyordu...
ağlama diyordum ağlıyordu...
ama ben ağlayamıyordum, erkekler ağlamazdı çünkü...
ve ben ağlayamıyordum... ağlamayı öğrenememiştim henüz...
ağlama diyordum ince çenesinden nehirler akıyordu yüreğime...
kar yağsın örtsün istiyordum hayatlarımızı...
bembeyaz bir mutluluk arıyorduk ikimizde...
ağlama diyordum, o gözyaşlarıyla sevişiyordu...
yalnızlığında kaybolmuş ve benim varlığımı unutmuştu...
ruhum sırılsıklam olmuştu, üşüyordum, deli gibi kar yağsın diyordum...
ağlama diyordum o hıçkırıyordu...
bir kardeş gibi, baba gibi, oğul gibi, koca gibi sarıyordum...
ve o bu sefer bana ağlıyordu...

ağlama minerva...
ağladıkça bir hançer saplanıyor yüreğime, ağlama çünkü o kar yağmayacak, kar yağmaz buralara...
kendimi ilk kez bu kadar teslim olmuş hissediyordum...
tüm surlarım çökmüş, ruhum işgal edilmişti...
ama ben kartopu oynamak istiyordum onunla, ağlarsa kar buz tutardı...
ağlama dedikçe ağlıyordu ve ben sanki hiç ölmeyecekmiş gibi bir girdabın dibinde dönüp duruyordum, can çekişiyor ölmek istiyordum, dünya yoktu artık ya da zaman ama gün geliyordu dağların ardından...

ağlama diyordum küçücük elleriyle sarıyordu yaralı yüreğimi...
işte o an başladı bir sağanak... önce yanaklarımı ıslattı...
sonra gül rengine döndü göğsümden aktı...
ağlama diyordu bana, alışkın değilim ağlamana, sevmiyorum da...
ağlıyordum ne kollarımda güç kalmıştı onu saracak, ne yüreğimde bir umut kırıntısı onunla paylaşacak...

ağlıyorduk sonunda soluk bir şafak vakti, dünya bizi izliyordu ama biz dünya da değildik...
dalga dalga bedenlerimizin ötesine vuran bu denizler bizimdi artık, onların tümü biz olmuştuk...
ve biliyorduk, uzun hava makamındaydı bizim türkümüz ve mutlu son yoktu... son vardı en başta ve biz ağlıyorduk... karanlıkta birer silüettik ayrılırken ama o karanlığı yırtan elmas gözyaşlarımız vardı bizim ve hayallerimiz yoktu artık... güne rağmen karanlık yolllarımıza savrulmuş kaderlerimizde bizim değildi üstelik...

ağlama diyorum şimdi ama ben ağlıyorum...
sigaram yanıyor, dumanı gözüme kaçıyor ondan...
serde erkeklik yok artık, hayaller yok, umut yok...
ağlama minerva...
ağladıkça bir hançer saplanıyor yüreğime...
yalnızlık koyuyor en çok, sensizlik...
ve yaşamak koyuyor en başta, uzaklarda... kar yağıyor bir yerlere ve ben orada değilim... ben nerdeyim bilmiyorum, çok kaçırdığım bir gecenin sabahındayım belki, belki ana kucağında, belki namnu ucunda... ağlama minerva... ben artık ağlamıyorum, koşuyorum özgürlüğe, yüzümde bir savaş çocuğu tebessümü yüreğimde sen ardımda annem...

Hiç yorum yok: