en son ne zaman olmuştu böyle hissetmeyeli... bilemiyorum, ellerim titriyor aklıma geldikçe... heyecandan uyuyamadım... neşeli bileklerimle koşturuyorum şimdi; gerçekten ve gerçekten arkasını düşünmeden yapıyorum tüm bunları... zerre kadar kırıklık yok içimde, kimseye. sonunda buldum nasıl olsa kendimi, gerisi kendiliğinden oluveriyor işte, seviyorum, seviliyorum, gariptir yalnız kalmamaya başladım, acep nedendir, dostların sofrasındayım, lezzetini unutmuşum...
evet bugece büyük dörtlü var, boynum ağrıyor ve galiba geceleyin kopacak... iki biraya bakar hehehehe...
20100627
20100626
sonisphere
ramştayn neydi be, yok böyle birşey arkadaş ve biliyorum normalin altındaydılar dün... sabırsızlanıyorum pazar günü için, dost sofrasında demleniyorum, koynumda vajina kokusunu kahve kokusuyla kapatıp tekrar içiyorum, hiç birşey umrumda değil fantastik dörtlüyü bekliyorum, yıllardır dinlemesem bile, sırf oradaydım heyecanı bile yetiyor canıma...
neyin silsilesi
''yaralanma ömrüm çok uzamış sanırım''
yaşam tuhaf, ve de güzel...
ama hayat bize mutlu olma şansı vermedi işte...
bu sayfayı saçma sapan duygusal karalamalarla doldururken içimden fırlayıp dörtnala yaşamaya başlayan adamı tanımaz oldum bir yandan da... mutluyum sebepsiz... yıllarca duyduğum saçmalığın ta kendisini yaşıyorum, anı yaşıyorum kısaca... iki hafta içinde dördüncü şehrimdeyim beşincinin yollarını açıyorum...
insanlar tanıyorum, gülümsüyorum sonra kadınlar tanıyorum, ben çirkin bir adamım diyorum. anlatamıyorum galiba, baktıkları yerden güzel geliyor, ışıktan heralde...arkadaşlarımı görüyorum, epeydir ihmal ettiklerimi yenileriyle harmanlayıp hayatımı renklendiriyorum, bağımlılıklarımdan tamamen uzağım artık, sadece içiyorum... bağlanmıyorum mesela, kokular karışıyor ruhuma, farklı farklı... çok sevdim be abi, ve şimdi seviliyorum galiba, güzel.
bir fotoğrafa bakar buluyorum kendimi, çok güzel... gerçekten... sevişmek gibi işte, ruhumda taşıyorum, o yüzden her seferinde daha güzel oluyor...
yaşam tuhaf, ve de güzel...
ama hayat bize mutlu olma şansı vermedi işte...
bu sayfayı saçma sapan duygusal karalamalarla doldururken içimden fırlayıp dörtnala yaşamaya başlayan adamı tanımaz oldum bir yandan da... mutluyum sebepsiz... yıllarca duyduğum saçmalığın ta kendisini yaşıyorum, anı yaşıyorum kısaca... iki hafta içinde dördüncü şehrimdeyim beşincinin yollarını açıyorum...
insanlar tanıyorum, gülümsüyorum sonra kadınlar tanıyorum, ben çirkin bir adamım diyorum. anlatamıyorum galiba, baktıkları yerden güzel geliyor, ışıktan heralde...arkadaşlarımı görüyorum, epeydir ihmal ettiklerimi yenileriyle harmanlayıp hayatımı renklendiriyorum, bağımlılıklarımdan tamamen uzağım artık, sadece içiyorum... bağlanmıyorum mesela, kokular karışıyor ruhuma, farklı farklı... çok sevdim be abi, ve şimdi seviliyorum galiba, güzel.
bir fotoğrafa bakar buluyorum kendimi, çok güzel... gerçekten... sevişmek gibi işte, ruhumda taşıyorum, o yüzden her seferinde daha güzel oluyor...
20100620
denemeler
tesadüf
çok eski bir sokakta ilerliyordum neşeli, kafam eğik kulağıma pek sevdiğim bir şarkı ilişirken;
''sevdim inanamayacağın kadar seni esmer kız''
biriyle çarpışır oldum kafamı kaldırdım, boğazım düğümlendi... göz göze geldik, gözleri, alev alev yanıyordu, ciğerlerim tutuştu... karanlıktı ela gözleri, büyüyen bir karanlık ve ben içinde cayır cayır yanıyordum, nefes alamadığım her an biraz daha düşüyordum karanlığına, her an bir yumruk gelecek beklentisi vardı zihnimin bir köşesinde. ve o köşe başında gözlerimiz kenetlenmişti ötekininkine...
''sevdim inanamayacağın kadar seni esmer kız, kirpiklerimde çırpınan tuzlu gözyaşımda, ihanetin adı yok...''
yok böyle birşey... olamaz... bugün değildir en azından... gözümü kırpamıyorum bir hayalse kaybolmasın diye bir yandan korkarak... deli gibi çırpınıyor diyeceğim kalbim ama düşürdüm galiba, yahut canlandı yeniden... karanlıkta yol gösteren yangınlara bakıyorum, yıllara verdi beni, gittim ötelere, çocuktuk daha, küçücük elleri vardı... hala küçükler galiba ama bakamıyorum... küçüktük daha ve küçük bedenlerimize ağır yükler, yaşlı ruhlar sıkıştırmıştık ve kocaman bir aşk... kırıldık... binlerce parçaya bölündük ve dağldık ve şimdi; binlerce parçamız yüzleşiyor...
bir kese kağıdı değilim şimdi onun için, tarihi geçmiş bir gazete kağıdıyım, sarıldığım aşkın besin değerinden çok, üzerine akıttğım mürekkep önemli, kirletiyorum, kirletmiştim çok...
ellerim titriyor, bakamıyorum ama galiba onunkiler de... ama öfkeden diyorum ve yine kayboluyorum o gözlerde, yanıyorum cayır cayır, ben yanmaktan çok korkarım...
merhaba, diyor
kekeliyemiyorum bile, ilmik geçirilmiş boğazım kurumuş ve galiba az önce öldüm ama henüz farketmiş değilim...
ince bir gülümseme, kibarlıktan, yüzünde, nasılsın? diyor
bıraktığın gibi diyemiyorum çünkü değilim sadece yüreğim bıraktığı gibi kırık yine...
iyi, sen?
gözleri, yine yuvarlak, aman tanrım, kokusu sarıyor dört yanımı ve çember daralmakta hissediyorum birazdan acı bir tokat yiyeceğim suratımın tam ortasına... bekliyorum yani böyle birşey... gelmiyor...
iyiyim...
hala gözünü kırpmamış ben galiba hipnotize oldum, biri beni uyandırsın. iyiden mallaştım çünkü... bir kahve içelim mi demem lazım biliyorum, ama ben böyle şeyleri beceremem ki...
çok eski bir sokakta ilerliyordum neşeli, kafam eğik kulağıma pek sevdiğim bir şarkı ilişirken;
''sevdim inanamayacağın kadar seni esmer kız''
biriyle çarpışır oldum kafamı kaldırdım, boğazım düğümlendi... göz göze geldik, gözleri, alev alev yanıyordu, ciğerlerim tutuştu... karanlıktı ela gözleri, büyüyen bir karanlık ve ben içinde cayır cayır yanıyordum, nefes alamadığım her an biraz daha düşüyordum karanlığına, her an bir yumruk gelecek beklentisi vardı zihnimin bir köşesinde. ve o köşe başında gözlerimiz kenetlenmişti ötekininkine...
''sevdim inanamayacağın kadar seni esmer kız, kirpiklerimde çırpınan tuzlu gözyaşımda, ihanetin adı yok...''
yok böyle birşey... olamaz... bugün değildir en azından... gözümü kırpamıyorum bir hayalse kaybolmasın diye bir yandan korkarak... deli gibi çırpınıyor diyeceğim kalbim ama düşürdüm galiba, yahut canlandı yeniden... karanlıkta yol gösteren yangınlara bakıyorum, yıllara verdi beni, gittim ötelere, çocuktuk daha, küçücük elleri vardı... hala küçükler galiba ama bakamıyorum... küçüktük daha ve küçük bedenlerimize ağır yükler, yaşlı ruhlar sıkıştırmıştık ve kocaman bir aşk... kırıldık... binlerce parçaya bölündük ve dağldık ve şimdi; binlerce parçamız yüzleşiyor...
bir kese kağıdı değilim şimdi onun için, tarihi geçmiş bir gazete kağıdıyım, sarıldığım aşkın besin değerinden çok, üzerine akıttğım mürekkep önemli, kirletiyorum, kirletmiştim çok...
ellerim titriyor, bakamıyorum ama galiba onunkiler de... ama öfkeden diyorum ve yine kayboluyorum o gözlerde, yanıyorum cayır cayır, ben yanmaktan çok korkarım...
merhaba, diyor
kekeliyemiyorum bile, ilmik geçirilmiş boğazım kurumuş ve galiba az önce öldüm ama henüz farketmiş değilim...
ince bir gülümseme, kibarlıktan, yüzünde, nasılsın? diyor
bıraktığın gibi diyemiyorum çünkü değilim sadece yüreğim bıraktığı gibi kırık yine...
iyi, sen?
gözleri, yine yuvarlak, aman tanrım, kokusu sarıyor dört yanımı ve çember daralmakta hissediyorum birazdan acı bir tokat yiyeceğim suratımın tam ortasına... bekliyorum yani böyle birşey... gelmiyor...
iyiyim...
hala gözünü kırpmamış ben galiba hipnotize oldum, biri beni uyandırsın. iyiden mallaştım çünkü... bir kahve içelim mi demem lazım biliyorum, ama ben böyle şeyleri beceremem ki...
20100617
ustalara saygı...
can yücel - bağlanmayacaksın
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...
george luis borges - anlar
Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
Ölüyorum!..
kopyalayıp yapıştırdığım ve birbirinin tamlayanı olan iki şiir yön verir oldu hayatıma. hep eksik birşey var derdim, aşkımda, sevgimde, şefkatimde, paylaşımda falan arardım. değilmiş ne sevdamdaymış, ne ailemde, ne dostlarımda... bendeymiş eksik, benmişim... hiç düşünmemişim aslında kendimi... hiç düşünmemişim beni hep vermişim... şimdi anladım ve bıraktım bir anda, sadece ''bir an''da bıraktım esaretimi... özgürlükte buldum kendimi, belki eskisi gibi belkide yeni bir ben gibi...
ciğerlerime şimdi denizi dolduruyorum, gökyüzünü taşıyorum gözlerimde, günlü güneşli, yaşıyorum işte içimden geldiği gibi, seviyorum işte, seviyorum ulan diye bağırıyorum sarhoşken, neyi diye soruyor bir şarapçı, yaşamı diyorum, yaşamayı daha ne bıraktım ki geride hep arta kalan benken, daha neler neler var işte bak... cam cama değil can cana yaşıyorum hayatı...
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...
george luis borges - anlar
Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
Ölüyorum!..
kopyalayıp yapıştırdığım ve birbirinin tamlayanı olan iki şiir yön verir oldu hayatıma. hep eksik birşey var derdim, aşkımda, sevgimde, şefkatimde, paylaşımda falan arardım. değilmiş ne sevdamdaymış, ne ailemde, ne dostlarımda... bendeymiş eksik, benmişim... hiç düşünmemişim aslında kendimi... hiç düşünmemişim beni hep vermişim... şimdi anladım ve bıraktım bir anda, sadece ''bir an''da bıraktım esaretimi... özgürlükte buldum kendimi, belki eskisi gibi belkide yeni bir ben gibi...
ciğerlerime şimdi denizi dolduruyorum, gökyüzünü taşıyorum gözlerimde, günlü güneşli, yaşıyorum işte içimden geldiği gibi, seviyorum işte, seviyorum ulan diye bağırıyorum sarhoşken, neyi diye soruyor bir şarapçı, yaşamı diyorum, yaşamayı daha ne bıraktım ki geride hep arta kalan benken, daha neler neler var işte bak... cam cama değil can cana yaşıyorum hayatı...
denemeler
deniz feneri
bir gemi yanaştı limanıma, bir sabaha karşı karanlıkta. veda ederken hilale, yıldıza, ışıklara, gencecik gözlerim parlıyordu alacakaranlıkta, kıyıda. gün doğduğunda, gidiyom dedim, geliyom o zaman dedi, düş peşime dedim...
dalga dalga geldi, oysa yalnız sanmıştım. zeytinyağlı bir peynir tabağı hazırladım, sıcacık çay ve sohbetimi katık yaptım verdim. çok güzeldi, güzellerdi hepsi, hepsinin yüzünde umutlar. anlat dedim, nereleri istersen, geldiğin gezdiğin neresi olursa anlat. anlattıkların benim olsun, ama sen değil, sen denizinsin benim değil öyle kal...
anlattı, o anlattıkça ben yaşlandım, anlattı... anlattıkça saçı sakalına karışmış yaşlanmış ben gözlerindeyken, bir an olsun durmadı, bazen acıdı ciğerim bazen çok sevindim... hüzünlü ama oynak bir türküydü söyledikleri, akşama doğru benim kadar yaşlı bir şarap çıkardım... akşam olduğunda düştük yine yola, gece söktüğünde uğurladım, bir daha buraya uğramayacak olsa da... ağladı ben gülümsedim...
ve bir gemi daha yanaştı limanıma, bir sabaha karşı karanlıkta. veda ederken hilale, yıldıza, ışıklara, gencecik gözlerim parlıyordu alacakaranlıkta, kıyıda. gün doğduğunda, gidiyom dedim, dur dur bekle geliyom hemen dedi, düş peşime dedim...
bir gemi yanaştı limanıma, bir sabaha karşı karanlıkta. veda ederken hilale, yıldıza, ışıklara, gencecik gözlerim parlıyordu alacakaranlıkta, kıyıda. gün doğduğunda, gidiyom dedim, geliyom o zaman dedi, düş peşime dedim...
dalga dalga geldi, oysa yalnız sanmıştım. zeytinyağlı bir peynir tabağı hazırladım, sıcacık çay ve sohbetimi katık yaptım verdim. çok güzeldi, güzellerdi hepsi, hepsinin yüzünde umutlar. anlat dedim, nereleri istersen, geldiğin gezdiğin neresi olursa anlat. anlattıkların benim olsun, ama sen değil, sen denizinsin benim değil öyle kal...
anlattı, o anlattıkça ben yaşlandım, anlattı... anlattıkça saçı sakalına karışmış yaşlanmış ben gözlerindeyken, bir an olsun durmadı, bazen acıdı ciğerim bazen çok sevindim... hüzünlü ama oynak bir türküydü söyledikleri, akşama doğru benim kadar yaşlı bir şarap çıkardım... akşam olduğunda düştük yine yola, gece söktüğünde uğurladım, bir daha buraya uğramayacak olsa da... ağladı ben gülümsedim...
ve bir gemi daha yanaştı limanıma, bir sabaha karşı karanlıkta. veda ederken hilale, yıldıza, ışıklara, gencecik gözlerim parlıyordu alacakaranlıkta, kıyıda. gün doğduğunda, gidiyom dedim, dur dur bekle geliyom hemen dedi, düş peşime dedim...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)