20100529

...

benim için
hayatımdan silmek o kadar kolay ki
hayatlardan silinmekten kormak kadar...

pişmanım pişmanım ki
yarın
yarın işte geliyorum daha neler neler...

bakın, bakın bana

yanlış yaptım
ben yaptım o yanlışı

mahvettim hayatı
hayatları ben mahvettim

çalıştım çabaladım
uğraştım ki çocuklar gülsün

kaybettim çocukluğumu
çocukluğumu kaybettim aranızda....

gideiyorum işte
işte gidi yorum yolumu aramadan...

sormadan gidiyorum
basa basa bu toprağa çıplak ayak

çorak kuru toprağa basıyorum kaçan ayaklarımı
yağmur hasretine gömüyorum sevdamı...

gömüyorum sevdamı hasretimi sevgimi
ölenlerle ölüyor ruhum...

düşenlere feda olsun ciğerim
ardınızdan geliyorum...

ağlıyorum şimşekler çakıyor gözlerimde
şimşekler bu sefer size çakıyor...

benimsiniz hepiniz
benim sizin olduğum kadar

sike sike yaşattınız beni
sike sike yakıyorum şimdi şarap şişesinde bu hayatları...

ağlıyorum...

kötü uyandım bu sabah, kötü uyandırdılar... ve anladım... sikeyim bu blogtaki yazdığım herşeyi... bir haberle sikeyim hepsini... melankoli, bunalım, aşk acısı... hepsini sikeyim... elimde kalanı da sikeyim... elimden kayanları öğrendim bugün, bir 'can'ın ne kadar değersiz olduğunu öğrendim... ve biliyorum o artık yok... salak yerine konuldum gerçekten... gerisini sikeyim! yok aşk acısıymış, aldatılmakmış, yok yaşam mücadelesiymiş... hepsini sikeyim... gemileri yakmaya gidiyorum bu gece... yakacağım gözümü kırpmadan ve ayık yapacağım bu işi... gemileri yakmaya geliyorum bilmiyorsunuz, gemilerimi yakıyorum şimdi...

20100522

göğsüm daralıyor, yüreğim yanıyor...

must i hide?
cause i'll never
never sleep alone...

gariptir epey ara verdiğim widow u dinleyesim tuttu bu gecenin karanlığında... ciğerimdeki alevdi belkide buna neden olan bilemiyorum; cayır cayır yanıyorum bu gece dünde böyleydi... sebebini bilmiyorum galiba... bu hissi hiç sevmem, altından birşey çıkmasından korkuyorum evet korkuyorum...

karanlık köşesine terkedilmiş traji komik bir kara mizah karakteriyim, ağzım yüzüm eskimiş, çarpık... ellerim titriyor, eline ilk kez silah alıp doğrultan biri gibiyim...

nasıl olduğunu söyleyemiyorum ama hissediyorum, aslında o silahı doğrultmaktan fazlasını yapıyorum, ''içimde ölen biri var''...

tam şu anda suavi giriyor kavgamın ortasına, ''paranoya''larıma bir cevap bugün, umutla, acıyla... bu savaşım ruhumu katlediyor, kanıyorum, kanatıyorlar... iki gecedir kan kırmızı şafaklara uyanıyorum, kanım kırmızısı olanlara... güneşi arıyorum karanlığında...

kayalık sevdalar dikenli yollar
pusu kurulmuş dinmez ağıtlar
yüzüne kapanıp ağlamak vardı
oysa ben seni bulmaya geldim
kalbine guneşi asmaya geldim
tukenme

sana yepyeni türküler verdim
uzak dağların ötesinden gelen
sana yepyeni çiçekler verdim
kapıyı aç bulutlar girsin
gülmeyi bilen çocuklar geldi
tükenme

alevlerin arasından yüzler geçiyor
yüzler alevlerden türkülere geçiyor
günler alevler gibi geçiyor
koş
aç kapıyı
yeni ufuklar getirmiş
gülmeyi bilen çocuklar
bak
çocukların ellerinde güzel günler var
güzel günler...

açacağım kapımın olmadığının farkında değil henüz, yüreğimi açmak istiyorum, umutlu ellerimi, avuçlarımdan gün damlayan ellerimi... kaybettiğim çocukluğumu sunacağım yavanımın yanında... şarabın tadı yok, öldürdüler sevdaları, vurdular canları, göz bebekleri akıyor, yağıyor bugün üstüme üstüme, korkuyordum... beklemiyorum güneşi bulmaya gidiyorum, kavgamla, kanımla, canımla, dişimle, yüreğimle... koşturuyorum onun üstüne, o geri dönüşü olmayan yola girerken ben, biliyorum, hissediyorum, gülmeyi bilen çocukların bulunduğu coğrafyalara koşuyorum, acı değil can çekişen sevgimi götürüyorum....

20100521

man about town

ben affleck i hiç hiç sevmem açıkcası ama ister istemez durumsal yaklaşarak izlediğim, yaralarımı didik didik eden az biraz ''vay be başkaları da düşünmüş ya da yaşamış'' diye ''vaay'', bazı sahnelerinde ise ''he hehe tribe gel bende böyle tepki veriyorum la aynı işte he hehe'' diye izledim ya da izlettirdi film kendini bana... toplumsal bir mesaj yakalayamasam da bireysel çok şey gördüğüm filmdir, muhtemelen buna dayanarak para yatırmışlardır zaten. galiba değil muhtemelen bir daha izleyim iyice sömüreceğim film, bazı sorunlarla boğuşurken ''akan'' kafa iyiyse sıkan film de diyebilirim ben...

20100517

dinlence...

bir değil binlerce uçurum kıyısında yaşıyorum şimdi, eğer yaşamak denirse... ellerimden kopup giden o küçük kızın anısıyla bakıyorum karanlıklara, ağlamaklı ruhum ve sahte gülüşlü yüzümle... hep sil baştan kurulmuş yaşamların, hep uçurum kenarına inşa edilmiş ve yıkılmaya mecbur evlerimle arıyorum kaybolanı.
evet güzel birşeyler geliyor aklıma ''
Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.''(J. L. Borges)

eğer sen olaydın yine ellerim ucunda, hani çocukken daha, o uçuruma asla götürmez, seni kaybetmezdim, belkide düşeceğini bildiğim bir yer olduğunda ben atlardım önünden orada bile sana dokunabilmek için, ölürken son nefesini hisstedebilmek için, gözyaşlarının tuzuyla çocukluğumu kutsayabilmek için... ey sen güzel yıldız, yukarlardan göremesende beni, varlığımı göremesende, nerede olursan ol, bedenimden kopmuş geliyorum sana, geceyi güne koşmak için değil en güneşli günleri karartmak için... açım sana aç, ekmek ekmek emek emek yemeye geliyorum seni... susamışım sarhoşluğuna, kadeh kadeh değil şişe şişe içeceğim bir gün seni... yolumu kaybetmişim sende, bulmak için değil, daha kaybolmaya geliyorum sana...

11.05.10

denemeler

ekmeği tuza banıp yer gibi...
ekmeği tuza banmak da ayrı bir samimiyet bulmuştum hep, şimdi şimdi neden olduğunu anlıyorum, kimsenin olmadığı yerde, hiçbirşeyinin kalmadığı anda orada seni bekleyenlerin samimiyeti var...
beni bulamayacaksın belki anne, bulamayacaksın sevdiğim, bir tutunamayan gibi değil belki gidişim...

11.05.10

ekmeğe tuz katmak, hatırlamak çok da öncesi olmayan günleri, ruhunu kirletmek...