20100614

denemeler

o eski anlar

başka bir sigarayla kahvaltımı ediyordum, kapı çaldı, sonra içeri girdi... burada bıraktığı günahlarını almaya gelmişti, göz göze geldik, sandalyemde oturuyordum, sigarama baktı, göz göze geldik, bir sigara uzattım...

aşk yüzünden diyesim geldi çalmaya başladığında gülümsedim, ne oldu nedi? kime dedim? sustu, yüzü kızarmaya başlamıştı ben sıkılmaya başladığımda... bir kaç şey söyledi, duydum ama pek dinlemedim, benden cevap bekler bakarken bana, sonra birşeyler daha dedi; o lekeler çıkacak mı peki hayatımızdan dedim, yüzüme baktı cevap vermedi... ayağı kalktı, ceylan gibi dediklerinden işte, ince, vücut hatları tahrik edici, masanın yanına geldi, bir yumruk bekliyordum. ama olmadı, yatağın üstündeki oyuncak ayıyı attı suratıma, gülümsedi, evet dedim galiba oralarda bir yerde bırakmıştın günahlarımızı... geceden artmış şaraptan yudumladım, kalbim hızlandı birden, yavaşlasın diye bir sigara daha yaktım, o da istedi, sen sigara içmezdin dedim... sustu, derin derin ciğerlerini doyururken tütün yanığına...

göz göze geldik... oyun oynamak ister bir hali vardı, bu sefer de karşı çıkmadım, tenimden akarken günahlarım hala, bir sigara daha yaktım, ve yukarı en yukarı üfürdüm, bana bakıyordu, sustum, konuşmadı ve unuttuk...

20100611

gemi...



sulara atmışım kendimi yelkenlerim düşmüş, sarhoş olmaktan değil ayık olmaktan işte, genç öfkemi sulara vurmaktan, küfürler düzmekten,unutmaktan, unutulmaktan işte deliyiz gaiba biraz...

ama eskiler iyidir...

ceplerimde oyuncaklarımla ağladığım günlerin hani o eskilerin değerini yeni yeni silmkteyim hayatımdan. yenilikçi bi adam değilim pek, imla hatalarımı bile değiştirmem, noktasını virgülüne sokayım der geçerim...
ama eskiler iyidir, hatırlanabilir, hatta gülümsetir '' vay be '' ler dedirtir ya hani işte o yüzden iyidir yeniler hep acıtıyor artık. ısınamıyorum bir türlü, ne olursa olsun bir parçamı alıp götürüyor ve ben şimdi kendimi o eskilerin değerini silerken buluyorum hayatımdan...
bir sefarad aklımı başımdan alırdı eskiden şimdi öylece dinliyorum, kadın kokusunda aramıyorum artık aşkın anlamını, hayatı sokakta hemde bilmediğim sokaklarda yaşıyorum, bağlanmamaya çabalıyorum hiçbirşeye, kanserli hücrelerimin sürekli devinim içinde kanımda yüreğimde ve beynimde devrimler yaptığı kabullendim artık, özlemiyorum eskileri. bir akşam vakti eğleniyorum. rekorlarımı kırıyorum öğleden başladığım geceye uzamış biralarımda...
tenimde ki vajina kokusunu kapatmak için kullanıyorum tütün yanığını, külleri yadırıyorum ömrüme vebiliyorum sanki oraları oradakileri gidilmiş yollarımdan ardıma bile bakamazken dönmek çabası da kalmamış içimde. gidenler diyeceğim giden hiç olmamış ki aslında... gemileri yakmışım çoktan, tükenmişim. aklıma geleni yapabilmenin özgürlüğünü vermişim, teslim olmuşum...

eskisi gibidik duruyorum şimdi, dimdik yürüyorum, sesim daha gür değil belki ama bakışlarım keskin, eskisi gibi, daha bir boşverirken hayata daha bir sarılıyorum... herhangi bir limanda onlarca biradan sonra tanımadığım bir saçın kokusu ile sızmaya başlarken, sidik kokusuyla eskilerin değerini siliyorum hayatımdan, yavaş yavaş; elimde kalanın oyuncaklarım olduğunu bilerek...

20100609

kalın italik fontlu bir başlık...

göt kadar karanlık sayılabilecek, içinde yatağından başka bağlanabileceği birşeyi bulunmayan odadan bozma evinde otururken birden sigara yakma isteği... batmış güneşlerin ardından kararmış hayatında bir kül ateşi görme isteği... açlığa inat... paketinde üç tane sigarası kalmış, üçünüde yakacak birazdan, yeni bir paketi alamayacak olsa bile...

ilk sigarasını yaktı, elinden geldiği kadarını yaptığını düşündü, yapmaya çalışıyordu... çabalıyordu bu engin denizde boğulmamaya... bir ara sokakta ya da bir kadehte paylaşıyordu işte... hayatı bir kısa sigara zamanına indirgemeye çalıştığını farketti, isteklerini düşündü, hüzünleri, ağıtları ve az da olsa mutlulukları... özgürlükleri düşündü, hep ama hep bağlandığı birşeyleri çıkarmaya çalışarak aklından... günlerdir toza bulanmış ağzı açık köpek öldüreni farketti alçak yatağının başucunda bir yerinde, düşünmeden dikti kafasına, kanının alkolle ıslanışını düşünüyordu ilk sigara bittiğinde, ve bir dali tablosunda uçurum gibi birşey düşüyordu, bir kadına...

ve bir kadına düşmüştü ikinci sigarasını yaktığında... bir kadına, bir kadında buluyordu şimdi kendini duman nefes nefes beynine dolarken, birazcıkta isyan mevcut galiba... br kadına bkıyordu, güzelliği düşünüyordu, yüzünde, gözlerinde ya da vücut ölçülerine sığdırmadan o en gin coğrafyayı düşünüyordu, bir buz dağının yüzeyde kalan kısmı onu hiç mi hiç ilgilendirmiyordu, ruhu kirlenmemiş olmalıydı, şarabın tadına varır oldu kadını ve kadın vücudunda kayboluşunu düşlerken... kayboluyordu buzdağının yamaçlarında suyun binlerce metre aşağısında... herhangi bir yer de o kadının kokusu sarmaya başlamıştı ruhunu, vücudunun belki narin belki kaba hatlarını hissetmeye çalışıyordu şarap şişesini kavramış parmaklarının ucunda, diz kapağını saran diğer avucunda, ucunda tütün tüterken hala... tutkuyu hissediyordu, o kadına sahip oluşunu değil, o kadında kendini kaybedişini... çorak toprakları kutsal yağmurlarıyla sulayışını değil o kadını kadın olarak sevişini, kadınlığını verebilmeyi, kadın gibi hissettirmeyi düşünüyordu arkasından sarılmış ensesinden koynuna doğru kokladığını düşünrken, şarabı daha sıkı tıtmaya başladı, bir yudumdan sonra o kadının titreyişini hissetti kırık, eskimiş yüreğinde... ve yine düşüyordu orgazmdan bir kara boşluğa, üçüncü sigarayı yakarken...

herhangi bir şeyi, hayal etmeyi örneğin, tam yapmış olmanın verdiği bir huzur ile derin derin soluyordu dumanı, daha bir lezzetli geliyordu şimdi şarap... yangın vardı şimdi ruhunun en köhne yerlerinde... yanıyordu cayır cayır, tatlı bir kaç söz duyar gibi oldu, pişmandı biraz, üzgündü, ve o koku çok çok eski, bir küçük şehrin küçücük bir sokağında bıraktığı, hani o apartman daireside, betonların içinde, ah o koku... çok başka birşeydi bu... gözleri doldu ve ister istemez bir türkü dökülmeye başladı incecik dudaklarının arasından başı az önce söndürdüğü üçüncü sigarası ve şarap yüzünden hafiften dönerken ruhu da yangınlar içinde bir bozkır coğrafya iken...


ölmeden o, sonu gelemez ki bu hikayenin...

20100604

evden çıkmadan

içim yanıyor içim
içim yanıyor gördükçe dökülen kanları
ağlayamıyorum artık
artıkın yapamıyorum bazı şeyleri
ve gördükçe elimde kalanın yalnız direniş olduğunu
yine ağlıyamıyorum
içim gidiyor içim
ve onlara yolluyorum bu türkümü
dinleyin, dinleyin bakın işte
bende burada hala işte
içim yanıyor içim
içim yanıyor mutluluktan isyanları gördükçe....
koşun çocuklar koşun zafer bizi bekliyor...

20100603

it dirseği...

gözlerimi kapatıyor, birini değil ikisini birden. göremiyorum, bir ara sokağa düşüyor yolum, sonra birden bir tren yolu kenarına, şimdi kurumuş olan bir sel yatağına... sazlıkların ortasında... gözlerimi kapatıyor, göremiyorum hiçbirşeyi, insanları örneğin...

sonra orada yaşananları hissetmek düşüyor payıma
acıyor ruhum, ciğerimde hissediyorum, tanrı olsa gerek tek eliyle göğüs kafesimde ne varsa büzüştürüyor, yanıyorum...
yanıyor bedenim
ruhum aman aman

sen yoksun
bilmiyorsun
bir gece bir parça ekmek ve yanında su ile öğreniyorum aslında bende
elim yine sigaraya gidiyor
hatta bir de şarap olsa ya... yalnız ölmek istemiyorum...

beni al!

al beni
tek başıma ölmek istemiyorum
al beni
kürdan gibi parmaklarım toprağı tırmalarken
kanarken yüreğim
kanarken ellerim
al beni
al beni

sal beni
eğer olurda bir gün kıra düşerse yolum
sal beni
küle ve şarapnel parçasına doymuş mavi göklere
sal beni
hani olur da geri dönemez diye sararken ruhunu düşünceler
toprağa sal beni
ama yalnız değil, hayır değil...

bul beni,
al beni,
etim toprak olmuşken
sal beni,
ben yatarken orada, sen
yanarken cayır cayır
sal beni, artık aydınlanmayacak gükyüzüne...