her gün dert cekmekten
yorgunsun ama aldirma
sen iç eglen yine bu yalan
dünya kimin umrunda
gece gelirdi aklima
duyarim seni nasil olsa
yoruldum ugrasmaktan
sen bulucaksin en sonunda
dert meze oldu masamda
içerim senin hatrina
unuturum neyim varsa
birde yanimda ah sen olsan
hey bu laflarin hepsi sana
hey bu laflarim anlayana
sen yine iyi düsün
yine iyi düsün
her gün dert cekmekten
yorgunsun ama aldirma
sen iç eglen yine bu yalan
dünya kimin umrunda
bu pek beğendiğim ama son albümünü alamadığım öztürk ün aldırma adlı parçasının sözleri; garip bir şekilde dikkatimi topladı bi noktaya; alkolizmanın sınırlarını zorladığım bu boktan dönemde başka insanlara sadık kalmak mesela neden? değer vermek? sevmek? saygı?
bilemem ben onları aklım ermez pek; ama insanlar garip adı üstünde insan işte tamam senin zaafın var işte konuşamıyorsun insanlarla kırılmasınlar etmesinler falan peki bu onların umrunda mı? peki senin hissettiklerin düşündüklerin umrunda mı? hele ki dinlemiyorsa, hele ki anlamak istemiyorsa yılların ağır ama etkili tedavisine bırakmaktan başka çare kalmıyor işte adama, elimde zaten pek birşey yok bazı konularda başarılı bir insan değilim zaten kabul ediyorum ama ''O'' nun anlamadığı ama zamanla anlayacağı birşey var, sevgim anlayışım ve kavrayışım evet farkındayım ona hep fazla geldim ama alttan almak ve de kendimi ezik göstermek gibi kötü huylarım var... e o zaman hisseme düşen zamana bırakmak, evet yanında ben olmayacağım bir daha yanında ama sevgimin ve benim farkıma varacak işte o zaman... oldu oluyor ve eminim olacak buna yapacak ''PEK'' birşeyim yok açıkçası ben herkesi olduğu gibi kabul edebiliyorsam onlarda beni kabul edebilmeli, örneğin kaprislerini çekiyorsam sırf sevdiğim için beni dinlemeliler... beddua etmem ben pek sevmem neden? çünkü olur bunlar yani gerçekleşir işte çok inanmam böle ilahi şeylere ama böle garip bazı durumlar oluyor onu da biliyorum işte; umarım anların bir erkek olarak benim değerimi düzelteyim umarım başka erkekler bunu sana öğretirler... kusuruna bakmıyorum çünkü sende bana öğrenmem gereken birşeyi öğrettin evet bundan sonra güven yk aşk yok sevgiyle tek kullanımlık bitti...
üzgünüm hepiniz için üzgünüm çünkü beni kaybettiniz... kırdınız... öldürdünüz içimdeki tüm insancıl duyguları... bu bir ergenlik problemi değil bu bir yorgunluk, yoruldum sizi sevmekten...
evet herkesten çok sizi önemsemeyeceğim artık, bir daha bu kadar önemli de olmayacaksınız benim için, herkes yokken sen varsın da diyemeyeceksiniz mesela...
alkol kötü di mi? evet kesinlikle o yüzden ayık saldırıyorum hayata ve o eski arabesk söz aklıma geliyor mesela; kim demiş alkol kötü diye ben herşeyimi ayıkken kaybettim...
benim dışımda kimsenin öldüremeyeceği birşeyi öldüremediniz ama... çocukluğumu ve çocuk ruhumu... öldüremezsiniz.. ölürse ben öldüm... kimi zaman çöp toplayan karnını ve ailesini doyuran kimi zaman boş kovanlar ve şarapnel parçalarıyla oyanayan, kimi zamansa tek başına saklambaç ya da sek sek oynayan, oyuncaklarının başına oturduğunda dünyayı unutan sevgiye ve mutluğa dolayısıyla huzura aç o çocuğu öldüremezsiniz... kucağında çiçeklerle koşturan, evet olabilir diyen güneşe susamış özgürlüğe hasret bu çocuk ölmeyecek... ölürse ben öldüm...
20091230
bir tutunamayanın içi boş hayali...
evet o benim tutunamamış,
hani sokakta gözleri yerde
kamburu var hani
bir de gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyecek hayalleri
ve sevdaları
hiç mutlu sonu olmayan onlar
bir sürüler onlar
kuytu köşeler de yanmış
dumanları tütenler
özlemler var bir de
hepsinin tam ortasında bir şehri sevmek gibi birşey işte
terk i diyar etmek zorunda kalan...
çarpık kaldırım taşları arasında bir yatan ayyaş
sonra o adamın bilgeliğinin arasında bir söz
sakalına damlamış bir köpek öldüren damlası
dudakları arasından süzülen giden
ama hep gidenlere giden bir öpücük
ama hep gidenlere dökülmüş bir kaç damladan fazla gözyaşı
oluk oluk akan, yağmura kara dönen
yüreğin parçalanmışlığı ve onun tam ortasında ki duygu patlamaları içinde
aklın alamayacağı kadar büyük damlalarla ağlamak...
varlığını sürdürmekten çoktan vazgeçmiş o adam benim işte
tutunamamış hiçbirşeye
tutunamamış hiçkimseye
gene elinde kalan bir kaç hayal ile bir şişe de şarap
aslında başka da birşeye ihtiyacı kalmamış işte...
o adam benim işte...
hani sokakta gözleri yerde
kamburu var hani
bir de gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyecek hayalleri
ve sevdaları
hiç mutlu sonu olmayan onlar
bir sürüler onlar
kuytu köşeler de yanmış
dumanları tütenler
özlemler var bir de
hepsinin tam ortasında bir şehri sevmek gibi birşey işte
terk i diyar etmek zorunda kalan...
çarpık kaldırım taşları arasında bir yatan ayyaş
sonra o adamın bilgeliğinin arasında bir söz
sakalına damlamış bir köpek öldüren damlası
dudakları arasından süzülen giden
ama hep gidenlere giden bir öpücük
ama hep gidenlere dökülmüş bir kaç damladan fazla gözyaşı
oluk oluk akan, yağmura kara dönen
yüreğin parçalanmışlığı ve onun tam ortasında ki duygu patlamaları içinde
aklın alamayacağı kadar büyük damlalarla ağlamak...
varlığını sürdürmekten çoktan vazgeçmiş o adam benim işte
tutunamamış hiçbirşeye
tutunamamış hiçkimseye
gene elinde kalan bir kaç hayal ile bir şişe de şarap
aslında başka da birşeye ihtiyacı kalmamış işte...
o adam benim işte...
20091228
yalnızlığına ilaç olmak isterken yalnız kalmışım, özür dilerim... kendimden... daha yaralarımı sarmada alın demişim tuz basın acımış ve daha da kanamış... şimdi anlıyorum haklıydın... tatlı duygulara şevke bırakmışım kendimi gönlüm kurumuş sonrası bedenim bira fıçısı olmuş... sınır tanımıyorum artık, big bang lerle dolu yüreğimi hissetmiyorum, bir metre sonsuzlukta kayboluyorum... sana ulaşamıyorum... üstelik.. neyse...
ağlama...
ağlama
gözyaşların şarapnel parçası gibi değiyor yüreğime
ağlama
ağladıkça ölüyor bu gönülde çocuklar
ağlama
bu kadar uzakta, zor geliyor
ağlama....
...
kandırmışlar oysa beni, inanmışım ama en acısı sonraları kendimi kandırmışım, karşı çıkmamışım hiç...
aldanmışım size, vermişim böldüğüm, paramparça ettiğim gönlümü sizler, bana birşey bırakmamışsınız, çirkin olmuşum sonrası, ha bir gitmeğe kalkmışım yolu bulamamışım...
gitmeleri öğreten sizler bana gideceğim yolu unutturmuşsunuz hep kalmışım, ölmemişim belki, belki gülümsemişim sonrasında...
ağlamışım belli yanaklarımdan, gözlerim görmüyor seçemiyorum sizi, lütfen yüksek sesle konuşun... konuşun lütfen, susmak size hiç yakışmıyor...
gözyaşların şarapnel parçası gibi değiyor yüreğime
ağlama
ağladıkça ölüyor bu gönülde çocuklar
ağlama
bu kadar uzakta, zor geliyor
ağlama....
...
kandırmışlar oysa beni, inanmışım ama en acısı sonraları kendimi kandırmışım, karşı çıkmamışım hiç...
aldanmışım size, vermişim böldüğüm, paramparça ettiğim gönlümü sizler, bana birşey bırakmamışsınız, çirkin olmuşum sonrası, ha bir gitmeğe kalkmışım yolu bulamamışım...
gitmeleri öğreten sizler bana gideceğim yolu unutturmuşsunuz hep kalmışım, ölmemişim belki, belki gülümsemişim sonrasında...
ağlamışım belli yanaklarımdan, gözlerim görmüyor seçemiyorum sizi, lütfen yüksek sesle konuşun... konuşun lütfen, susmak size hiç yakışmıyor...
bir gün... ben... deniz...
bir gün ölü bulacaksınız bu bedeni, yüzünde aptal bir gülümsemeyle, hayatla alay ettiği bir an bulacaksınız bu bedeni, kasları taşlaşmış...
damarlarında kan yerine bilmem ne akarken belki, belki bir fırtınanın ortasında bulacaksınız paratoner olmuş zihniyle....
bir gün beni bulamayacaksınız, bir hayalperest olarak hatırlayacaksınız...
belki de sahile vurmuş bir beden bulacaksınız beni, mosmor, gözleri gökyüzünde, dudakları kulaklarına yaklaşmış, hayatla dalga geçerken...
...
köpük köpük kabaran, koca dalgalı, biraz isyankar o deniz benim işte, karanlık sinirli, çirkin, sahile vuran öfkem, tuzlu, ıslak...
o gözü yaşlı balık benim, nereye gideceğini bilmeyen, kaçmayan-saklanmayan ama avlanmayan, o hiç unutamayan...
özgüvenini kaybetmiş yan yan yürüyen yengeç benim, herşeyi boşvermiş bir kuytuda ağlayan...
bir savaş çocuğunun alev alev yanan gönlüne, kirli yüzündeki, çocuk, saf gülümsemeye çarpan, dağılan ama direnen o dalga benim... işte bukarşındaki yorgun adam benim... üzgün, kırgın, kirli, gözleri nemli ve anlatamayan bir türlü, söyleyemeyen... hani... seni... nasıl sevdiğini...
....
atlamıştım denize, tuzuna bırakmıştım ruhumu... kollarım açık uyandım, iki yanıma salınmış, bir şafak vakti daha güneş yok... balıklar dört bir yanıma, yüzüme yağmur çarpıyor ara ara, gökyüzü ışıl ışıl dansediyor arada sağıma soluma düşüyor, ama karanlık işte... karanlık... balıklar dört bir yanımda ısırıyorlar, acıyor... umrumda değil hiçbirşey, ben zaten kaybetmişim, ya kendimi ya yolumu bilmiyorum, ruhumu belki de... uzakta çok...
damarlarında kan yerine bilmem ne akarken belki, belki bir fırtınanın ortasında bulacaksınız paratoner olmuş zihniyle....
bir gün beni bulamayacaksınız, bir hayalperest olarak hatırlayacaksınız...
belki de sahile vurmuş bir beden bulacaksınız beni, mosmor, gözleri gökyüzünde, dudakları kulaklarına yaklaşmış, hayatla dalga geçerken...
...
köpük köpük kabaran, koca dalgalı, biraz isyankar o deniz benim işte, karanlık sinirli, çirkin, sahile vuran öfkem, tuzlu, ıslak...
o gözü yaşlı balık benim, nereye gideceğini bilmeyen, kaçmayan-saklanmayan ama avlanmayan, o hiç unutamayan...
özgüvenini kaybetmiş yan yan yürüyen yengeç benim, herşeyi boşvermiş bir kuytuda ağlayan...
bir savaş çocuğunun alev alev yanan gönlüne, kirli yüzündeki, çocuk, saf gülümsemeye çarpan, dağılan ama direnen o dalga benim... işte bukarşındaki yorgun adam benim... üzgün, kırgın, kirli, gözleri nemli ve anlatamayan bir türlü, söyleyemeyen... hani... seni... nasıl sevdiğini...
....
atlamıştım denize, tuzuna bırakmıştım ruhumu... kollarım açık uyandım, iki yanıma salınmış, bir şafak vakti daha güneş yok... balıklar dört bir yanıma, yüzüme yağmur çarpıyor ara ara, gökyüzü ışıl ışıl dansediyor arada sağıma soluma düşüyor, ama karanlık işte... karanlık... balıklar dört bir yanımda ısırıyorlar, acıyor... umrumda değil hiçbirşey, ben zaten kaybetmişim, ya kendimi ya yolumu bilmiyorum, ruhumu belki de... uzakta çok...
20091209
havadis
düşündüm durdum upload a üşenmediğim bir zaman sizlerle arşivimi paylaşmaya karar verdim, kamin' suun diyorum sonra susyorum
20090908

kumsaatinde kum tanesiyim, en küçüğü, hep sonuncu olanı işte...
herkes benden nefret ediyor, hepsi beni çok seviyor, herkes boğuyor, boğuluyor... özlüyorum o kara hayali, burnumda tütüyor, bir savaş çocuğunun oyuncağa olan hasreti gibi, barışı özlüyorum...
susuyorum tadı damağımda kalan duygulara, yüreğimde bir zamanlar fide olan, şimdilerde yeşermiş ihtiyar ağaca bakıyorum, meyveleri nerede? o heybetli gövdesinin gölgesi kapatıyor güneşimi, karanlığa gömülüyorum...
bir gerillanın güneşe olan hasretini taşıyorum yüreğimde, savaşacak halim kalmamış... yalnız bırakılmışım, yorulmuşum... umudumu da yan sokaktaki tinercilere kaptırmışım... ''umut da terkettiyse bizi vay halimize'' demişti eski dost; ''umudun bittiği yerde biz varız gülüm'' diye devam etmişti... bakıyorum nerede o eski asıl savaşçılar; umudu hiç yakalayamamış olsalarda hayalleri uğruna ölen öldürenler? hiçbirşeyleri yokken bile, kimse kalmadığında bile yoka yoğuna sarılabilen delikanlılar nerede?
yok beyim yok... halkım unutmuş zaten tokluğu, asaleti... gider olmuş peşlerinden hiçlerle dolu yaratıkların, dünyanın içine sıçanların evet o sıçanların...
arkadaşlar...
dost özlemi bu bizi yakan, hepinizi çok seviyorum; bu belki bir intihar mektubu değil, aksine inadına yaşam mektubumdur...
ailem; hayatımın tamamı... burnumda tüten, sorumluluğuyla öldüren.... çok özledim.. çok seviyorum...
aşkım, yıldızlar kadar uzakta olsanda, seninle sönüyorum, bilmiyorsun... henüz... yarımı değil tamamı mı bıraktım sana, ya kayboldum içinde ya da kaybettim ruhumu. ne olursa olsun ben sana hala aşığım...
güzelleri de istemiyorum şimdi, içmek de... köpek öldüren bile olsa... sigaram küllerine karıştı, her nefesimde beni de sürüklüyor...
gidenlere ve kalanlara...
hatırlanması gerekenler yüreğimde, bilenler aklımda, sevfiklerim bedenimde... üzgünüm ama siz de ölüyorsunuz benimle, ruhlarınız kararıyor ve karanlıkta boşluklara dönüyoruz, dönüp duruyoruz...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)