20091228
yalnızlığına ilaç olmak isterken yalnız kalmışım, özür dilerim... kendimden... daha yaralarımı sarmada alın demişim tuz basın acımış ve daha da kanamış... şimdi anlıyorum haklıydın... tatlı duygulara şevke bırakmışım kendimi gönlüm kurumuş sonrası bedenim bira fıçısı olmuş... sınır tanımıyorum artık, big bang lerle dolu yüreğimi hissetmiyorum, bir metre sonsuzlukta kayboluyorum... sana ulaşamıyorum... üstelik.. neyse...
ağlama...
ağlama
gözyaşların şarapnel parçası gibi değiyor yüreğime
ağlama
ağladıkça ölüyor bu gönülde çocuklar
ağlama
bu kadar uzakta, zor geliyor
ağlama....
...
kandırmışlar oysa beni, inanmışım ama en acısı sonraları kendimi kandırmışım, karşı çıkmamışım hiç...
aldanmışım size, vermişim böldüğüm, paramparça ettiğim gönlümü sizler, bana birşey bırakmamışsınız, çirkin olmuşum sonrası, ha bir gitmeğe kalkmışım yolu bulamamışım...
gitmeleri öğreten sizler bana gideceğim yolu unutturmuşsunuz hep kalmışım, ölmemişim belki, belki gülümsemişim sonrasında...
ağlamışım belli yanaklarımdan, gözlerim görmüyor seçemiyorum sizi, lütfen yüksek sesle konuşun... konuşun lütfen, susmak size hiç yakışmıyor...
gözyaşların şarapnel parçası gibi değiyor yüreğime
ağlama
ağladıkça ölüyor bu gönülde çocuklar
ağlama
bu kadar uzakta, zor geliyor
ağlama....
...
kandırmışlar oysa beni, inanmışım ama en acısı sonraları kendimi kandırmışım, karşı çıkmamışım hiç...
aldanmışım size, vermişim böldüğüm, paramparça ettiğim gönlümü sizler, bana birşey bırakmamışsınız, çirkin olmuşum sonrası, ha bir gitmeğe kalkmışım yolu bulamamışım...
gitmeleri öğreten sizler bana gideceğim yolu unutturmuşsunuz hep kalmışım, ölmemişim belki, belki gülümsemişim sonrasında...
ağlamışım belli yanaklarımdan, gözlerim görmüyor seçemiyorum sizi, lütfen yüksek sesle konuşun... konuşun lütfen, susmak size hiç yakışmıyor...
bir gün... ben... deniz...
bir gün ölü bulacaksınız bu bedeni, yüzünde aptal bir gülümsemeyle, hayatla alay ettiği bir an bulacaksınız bu bedeni, kasları taşlaşmış...
damarlarında kan yerine bilmem ne akarken belki, belki bir fırtınanın ortasında bulacaksınız paratoner olmuş zihniyle....
bir gün beni bulamayacaksınız, bir hayalperest olarak hatırlayacaksınız...
belki de sahile vurmuş bir beden bulacaksınız beni, mosmor, gözleri gökyüzünde, dudakları kulaklarına yaklaşmış, hayatla dalga geçerken...
...
köpük köpük kabaran, koca dalgalı, biraz isyankar o deniz benim işte, karanlık sinirli, çirkin, sahile vuran öfkem, tuzlu, ıslak...
o gözü yaşlı balık benim, nereye gideceğini bilmeyen, kaçmayan-saklanmayan ama avlanmayan, o hiç unutamayan...
özgüvenini kaybetmiş yan yan yürüyen yengeç benim, herşeyi boşvermiş bir kuytuda ağlayan...
bir savaş çocuğunun alev alev yanan gönlüne, kirli yüzündeki, çocuk, saf gülümsemeye çarpan, dağılan ama direnen o dalga benim... işte bukarşındaki yorgun adam benim... üzgün, kırgın, kirli, gözleri nemli ve anlatamayan bir türlü, söyleyemeyen... hani... seni... nasıl sevdiğini...
....
atlamıştım denize, tuzuna bırakmıştım ruhumu... kollarım açık uyandım, iki yanıma salınmış, bir şafak vakti daha güneş yok... balıklar dört bir yanıma, yüzüme yağmur çarpıyor ara ara, gökyüzü ışıl ışıl dansediyor arada sağıma soluma düşüyor, ama karanlık işte... karanlık... balıklar dört bir yanımda ısırıyorlar, acıyor... umrumda değil hiçbirşey, ben zaten kaybetmişim, ya kendimi ya yolumu bilmiyorum, ruhumu belki de... uzakta çok...
damarlarında kan yerine bilmem ne akarken belki, belki bir fırtınanın ortasında bulacaksınız paratoner olmuş zihniyle....
bir gün beni bulamayacaksınız, bir hayalperest olarak hatırlayacaksınız...
belki de sahile vurmuş bir beden bulacaksınız beni, mosmor, gözleri gökyüzünde, dudakları kulaklarına yaklaşmış, hayatla dalga geçerken...
...
köpük köpük kabaran, koca dalgalı, biraz isyankar o deniz benim işte, karanlık sinirli, çirkin, sahile vuran öfkem, tuzlu, ıslak...
o gözü yaşlı balık benim, nereye gideceğini bilmeyen, kaçmayan-saklanmayan ama avlanmayan, o hiç unutamayan...
özgüvenini kaybetmiş yan yan yürüyen yengeç benim, herşeyi boşvermiş bir kuytuda ağlayan...
bir savaş çocuğunun alev alev yanan gönlüne, kirli yüzündeki, çocuk, saf gülümsemeye çarpan, dağılan ama direnen o dalga benim... işte bukarşındaki yorgun adam benim... üzgün, kırgın, kirli, gözleri nemli ve anlatamayan bir türlü, söyleyemeyen... hani... seni... nasıl sevdiğini...
....
atlamıştım denize, tuzuna bırakmıştım ruhumu... kollarım açık uyandım, iki yanıma salınmış, bir şafak vakti daha güneş yok... balıklar dört bir yanıma, yüzüme yağmur çarpıyor ara ara, gökyüzü ışıl ışıl dansediyor arada sağıma soluma düşüyor, ama karanlık işte... karanlık... balıklar dört bir yanımda ısırıyorlar, acıyor... umrumda değil hiçbirşey, ben zaten kaybetmişim, ya kendimi ya yolumu bilmiyorum, ruhumu belki de... uzakta çok...
20091209
havadis
düşündüm durdum upload a üşenmediğim bir zaman sizlerle arşivimi paylaşmaya karar verdim, kamin' suun diyorum sonra susyorum
20090908

kumsaatinde kum tanesiyim, en küçüğü, hep sonuncu olanı işte...
herkes benden nefret ediyor, hepsi beni çok seviyor, herkes boğuyor, boğuluyor... özlüyorum o kara hayali, burnumda tütüyor, bir savaş çocuğunun oyuncağa olan hasreti gibi, barışı özlüyorum...
susuyorum tadı damağımda kalan duygulara, yüreğimde bir zamanlar fide olan, şimdilerde yeşermiş ihtiyar ağaca bakıyorum, meyveleri nerede? o heybetli gövdesinin gölgesi kapatıyor güneşimi, karanlığa gömülüyorum...
bir gerillanın güneşe olan hasretini taşıyorum yüreğimde, savaşacak halim kalmamış... yalnız bırakılmışım, yorulmuşum... umudumu da yan sokaktaki tinercilere kaptırmışım... ''umut da terkettiyse bizi vay halimize'' demişti eski dost; ''umudun bittiği yerde biz varız gülüm'' diye devam etmişti... bakıyorum nerede o eski asıl savaşçılar; umudu hiç yakalayamamış olsalarda hayalleri uğruna ölen öldürenler? hiçbirşeyleri yokken bile, kimse kalmadığında bile yoka yoğuna sarılabilen delikanlılar nerede?
yok beyim yok... halkım unutmuş zaten tokluğu, asaleti... gider olmuş peşlerinden hiçlerle dolu yaratıkların, dünyanın içine sıçanların evet o sıçanların...
arkadaşlar...
dost özlemi bu bizi yakan, hepinizi çok seviyorum; bu belki bir intihar mektubu değil, aksine inadına yaşam mektubumdur...
ailem; hayatımın tamamı... burnumda tüten, sorumluluğuyla öldüren.... çok özledim.. çok seviyorum...
aşkım, yıldızlar kadar uzakta olsanda, seninle sönüyorum, bilmiyorsun... henüz... yarımı değil tamamı mı bıraktım sana, ya kayboldum içinde ya da kaybettim ruhumu. ne olursa olsun ben sana hala aşığım...
güzelleri de istemiyorum şimdi, içmek de... köpek öldüren bile olsa... sigaram küllerine karıştı, her nefesimde beni de sürüklüyor...
gidenlere ve kalanlara...
hatırlanması gerekenler yüreğimde, bilenler aklımda, sevfiklerim bedenimde... üzgünüm ama siz de ölüyorsunuz benimle, ruhlarınız kararıyor ve karanlıkta boşluklara dönüyoruz, dönüp duruyoruz...
20090801
isimsiz...
gözlerinden öperim diye yollamış yine dostum, yüreğine kurban...
"Camlar soğuktan damla damla buğulanmış
Bense soluk
ıssız
sonu mutluluğa ermeyecek
Ya da ermesini istemediğim
hayallerle başbaşayım.
Soğuktan damla damla buğulanmış camlarda
Ararım çocukluğumu
aç yattığım geceleri
Parasızlıktan ekmek arası
ekmek yediğim günleri
Aralarında kısa pantolonla koşturduğum
kerpiç-beton karması binaları
Kimbilir kaç ay taksitle alınmış ve taksitlerinin nasıl ödeneceği
meçhul sarı bisikletimi
Haram lokma geçmesin diye boğazımızdan babamın, annemin çırpınışlarını
Babaannemin sabun kokan iki göz evinde
kış geceleri pişirdiğimiz
Kestanenin yanmış kabuklarının kokusunu
Ve yine o sobalı iki göz evin soğuktan buğulanmış camları;
Ve yine ağlıyorum,
soğuktan buğulanmış cam gibi
Artık büyüdük, en hakikisini aldık
sevginin,
nefretin,
aşkın
ve isyanın...
Bundandır aklıma her gelişinde buğulanan camlar,
O iki gözde dımdızlak,
birbirine sokulmuş çocuklar,
Doyurmak için çocuklarını topraktan,
tuzdan,
yağdan
Ekmek yapan karanlık suretli, ak yürekli aç
analar görürüm.
Ve haykırırım içten içe,
Karanlık savaşlarda evlerinden olmuş mültecilere,
Tenini tecavüzler sonrası satmak zorunda kalan
Hayatını sahte orgazmlar ve bir paket sigara iki de
güzel sözle sürdüren kadınlara,
Analarının ak sütü gibi helal olup da,
Bir kez günyüzü görmemiş,
oyun oynayamamış
Çalışmak ve ölmek arasında gidip gelen çocuklara
Her an ölümün döşeğine yatacak kadar bitkin,
uykulu
ve sevdalı
Metalin ve gecenin soğukluğuyla kaskatı suratlı kınalı kuzulara
YETER!
Sürmez bu devran böyle
SÜRMEMELİ!
SÜRMEMELİ!
Biz ki anamızdan babamızdan almışız canımızı,
İsyanımız hep başka bir dünya için oldu,
Siz mi alacaksınız bu ahmaklıkla kanımızı...
Nesiller gelecek anlayacak ekmek kavgasının ne kutsal,
ne onurlu,
ne haklı
Mücadele olduğunu
Ve o gün anlayacaklar ki hiçbiri
Sizin dayattıklarınızla yaşamak zorunda değil
Atacaklar pire dolu yorganı sırtlarından
Yakacaklar sonra o yorganı, sizleri
Ve sonra yürüyecekler kendileri için, çocukları için
Üretmeye,
sevmeye,
isyan etmeye..."
"Camlar soğuktan damla damla buğulanmış
Bense soluk
ıssız
sonu mutluluğa ermeyecek
Ya da ermesini istemediğim
hayallerle başbaşayım.
Soğuktan damla damla buğulanmış camlarda
Ararım çocukluğumu
aç yattığım geceleri
Parasızlıktan ekmek arası
ekmek yediğim günleri
Aralarında kısa pantolonla koşturduğum
kerpiç-beton karması binaları
Kimbilir kaç ay taksitle alınmış ve taksitlerinin nasıl ödeneceği
meçhul sarı bisikletimi
Haram lokma geçmesin diye boğazımızdan babamın, annemin çırpınışlarını
Babaannemin sabun kokan iki göz evinde
kış geceleri pişirdiğimiz
Kestanenin yanmış kabuklarının kokusunu
Ve yine o sobalı iki göz evin soğuktan buğulanmış camları;
Ve yine ağlıyorum,
soğuktan buğulanmış cam gibi
Artık büyüdük, en hakikisini aldık
sevginin,
nefretin,
aşkın
ve isyanın...
Bundandır aklıma her gelişinde buğulanan camlar,
O iki gözde dımdızlak,
birbirine sokulmuş çocuklar,
Doyurmak için çocuklarını topraktan,
tuzdan,
yağdan
Ekmek yapan karanlık suretli, ak yürekli aç
analar görürüm.
Ve haykırırım içten içe,
Karanlık savaşlarda evlerinden olmuş mültecilere,
Tenini tecavüzler sonrası satmak zorunda kalan
Hayatını sahte orgazmlar ve bir paket sigara iki de
güzel sözle sürdüren kadınlara,
Analarının ak sütü gibi helal olup da,
Bir kez günyüzü görmemiş,
oyun oynayamamış
Çalışmak ve ölmek arasında gidip gelen çocuklara
Her an ölümün döşeğine yatacak kadar bitkin,
uykulu
ve sevdalı
Metalin ve gecenin soğukluğuyla kaskatı suratlı kınalı kuzulara
YETER!
Sürmez bu devran böyle
SÜRMEMELİ!
SÜRMEMELİ!
Biz ki anamızdan babamızdan almışız canımızı,
İsyanımız hep başka bir dünya için oldu,
Siz mi alacaksınız bu ahmaklıkla kanımızı...
Nesiller gelecek anlayacak ekmek kavgasının ne kutsal,
ne onurlu,
ne haklı
Mücadele olduğunu
Ve o gün anlayacaklar ki hiçbiri
Sizin dayattıklarınızla yaşamak zorunda değil
Atacaklar pire dolu yorganı sırtlarından
Yakacaklar sonra o yorganı, sizleri
Ve sonra yürüyecekler kendileri için, çocukları için
Üretmeye,
sevmeye,
isyan etmeye..."
güneş küsmüş... gözlerim ah gözlerim...
kumsaaatinden akan son kum tanesi olmuşum farkına varmadan...
ben hep sonuncuyum zaten, hep en arkada oturan, sıranın en sonunda dikilen, suyu son içen...
hayata da geç kalmışım, ya da çok erken başlamışım da yine sona düşmüşüm...
bir düşünce var aklından ya da düşünüş sistematiğinden hiç çıkaramıyorsun, kendin gerçeği varken ortada bu çarkları ve arasında ezlenleri düşünmeden edemiyorsun... esen yel olup koparmak istesende fırtınalar, olmuyor... duruluyorsun... o çarklar arasında ezilen biziz diyorsun, çarkları döndüren biziz, çarklar biziz peki kim onlar da bunların en tepesinde sömürür seni, hakkı var mıdır? sonra günü, güneşi görme tutkusuyla yola düşen, işkenceden geçenleri ve sen ölsen dahi bunu söyleyecek olanları düşündükçe, düşündükçe isyan edenleri, ellerinde taşla koşanları, elleri molotof kokan biraderleri bacılarını düşündükçe insan, yorulsa da tükense de ne sessiz kalabiliyor, ne de bir zehir gibi beynini kemiren bu tutkusundan vazgeçebiliyor, bir an birine değil yedi milyara aşık olduğunu hissediyor, sadece bir günün özlemiyle ayakta kalabiliyor, inanıyor- insanlar inanmadan yaşayamaz...
insan gibi hissediyorum işte aklıma bunlar gelince...
sonra seviyorum..
sonra özlüyorum...
sonra yetiyor bir fotoğraf imanıma, geberiyorum....
sonra ne kadar güçsüz ve çaresiz hissediyorum, yarınlarıma sarılıyorum, şafağıma, güneşime daha çok sarılıyorum.....
sonra dikenler batıyor bedenime, inecik süzülüyor kanlar...
sonrası yok işte hala yaşıyorum, her an mutlu olabilmek için çabalıyorum, mücadele edebilmek için hayaller kuruyorum, güçsüzüm, birşeyler eksik... peki ama ne? bu boş bedeni dolduracak ruh nereye kayboldu? bilmiyorum, belki de boğulmuştur, gözlerimin ışıldayacağı o günün hasretiyle, onun hasretiyle yaşıyorum hala... yaşamaya çalışıyorum...
insanım ben!
seviyorum ulan!
inadına isyan!?.
ben hep sonuncuyum zaten, hep en arkada oturan, sıranın en sonunda dikilen, suyu son içen...
hayata da geç kalmışım, ya da çok erken başlamışım da yine sona düşmüşüm...
bir düşünce var aklından ya da düşünüş sistematiğinden hiç çıkaramıyorsun, kendin gerçeği varken ortada bu çarkları ve arasında ezlenleri düşünmeden edemiyorsun... esen yel olup koparmak istesende fırtınalar, olmuyor... duruluyorsun... o çarklar arasında ezilen biziz diyorsun, çarkları döndüren biziz, çarklar biziz peki kim onlar da bunların en tepesinde sömürür seni, hakkı var mıdır? sonra günü, güneşi görme tutkusuyla yola düşen, işkenceden geçenleri ve sen ölsen dahi bunu söyleyecek olanları düşündükçe, düşündükçe isyan edenleri, ellerinde taşla koşanları, elleri molotof kokan biraderleri bacılarını düşündükçe insan, yorulsa da tükense de ne sessiz kalabiliyor, ne de bir zehir gibi beynini kemiren bu tutkusundan vazgeçebiliyor, bir an birine değil yedi milyara aşık olduğunu hissediyor, sadece bir günün özlemiyle ayakta kalabiliyor, inanıyor- insanlar inanmadan yaşayamaz...
insan gibi hissediyorum işte aklıma bunlar gelince...
sonra seviyorum..
sonra özlüyorum...
sonra yetiyor bir fotoğraf imanıma, geberiyorum....
sonra ne kadar güçsüz ve çaresiz hissediyorum, yarınlarıma sarılıyorum, şafağıma, güneşime daha çok sarılıyorum.....
sonra dikenler batıyor bedenime, inecik süzülüyor kanlar...
sonrası yok işte hala yaşıyorum, her an mutlu olabilmek için çabalıyorum, mücadele edebilmek için hayaller kuruyorum, güçsüzüm, birşeyler eksik... peki ama ne? bu boş bedeni dolduracak ruh nereye kayboldu? bilmiyorum, belki de boğulmuştur, gözlerimin ışıldayacağı o günün hasretiyle, onun hasretiyle yaşıyorum hala... yaşamaya çalışıyorum...
insanım ben!
seviyorum ulan!
inadına isyan!?.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)