20100312

dinlence...

koca oğlan yağlanmış saçları, üstünde şarap, kül ve toz gibi pek çok anıyla ve kirlenmiş hayatıyla kanepede oturmaktaydı, telefonu çalmadı, zili çalmadı, unutuldu... sessizliğin getirdiği boğucu ama asla durmayan bir yaşamın kıyısında kendini yalnızlığa kaptırmış akışını izliyordu... ruhunun...

küçük kızı hatırladı...
bir müzik sessizliği bozarak kulağına ilişti, eskilerden, öfkeli, eğlenceli, yerinden doğrulmak istedi temizlenmek istiyordu, duvarlara kafa göz saldırmak, insansızlık arasında kendne işkence etmek istiyordu...
yıkanmak istiyordu...
yaşamak istiyordu...
anlamak istiyordu...

soğuk bir bira içmek tutkusu içindeydi, sarhoş olmak değil ama... uçmak istiyordu bu akşamüstü ve gece, yıldızlarla sevşmek, şafağı tatmak istiyordu, artıkyarın olmasındı, yarınları alsın tanrı...

bugün bitsin istiyordu, patlayan yüreğinde ki bu sessizliği eskiden temiz olan ruhuna yakışacak şekilde bitirmek ve en gürültülü yıllarca duvarların ve dağların hatırlayacağı bir biçimde... insansız... kenine inancı olmayan bu pis adamartık çocuk olmadığının farkındaydı, kirliydi veözlüyordu eskiden onun olanları... özlüyordu... artık sahip olduğu tek şeyin anıları yani kaybettikleri olduğunun bilincindeydi artık...yıllar ve yaşamların ardından...

bir eklenti vardı şu an hayatnda, anlıyordu, istemese de... başkaldırıları düşündü... anlayamadıklarını düşündü... göremediklerini...

ve o küçük kızın sesi yankılandı yalnızlığında; bak!

görememişti hiç...
dinlenmek istiyordu şimdi, renkleri birbirine karışan odasında, batmakta olan güneşin yorgunluğna bıraktı kendini, uyumadı, artık uyumak onu dinlendirmiyor, sadece kedere boğuyor, kaçmaya çalıştığı çelişkilerin, düşüncelerin ve acıların tam orta yerine götürüyordu. kabusları artarak devam etmekte, acısını zihninde ve yüreğinde hissetmekteydi...

acıyordu, söyleyemiyordu...
zira söyleyecek kimse yoktu...
hayatında...

kimsecikler... yoklar... kendi ve kendi... narsizmin kıyısından ezikliğe... ruhunun dikenli fıçısı sessizliğine bıraktı yine kendini... kulaklarından ve burnundan gelen, özgürlük kırmızısı kanların içine daldı...

artık kanepe daha da kirliydi, kirlenmiş bir ruhun çöplük kanıyla daha da kirlenmişti...
tadından yenmeyen bir bunalım çöktü odaya.. kapılar sustu, pencereler ağladı, gök ağladı bir de masa kafası öne eğik, duvarlarsa omuz silkiyor bunalara zira alışkınlar yaşamların tükenmesine, acımasızca bakıyorlar...

20100310

bak...

bak dedi küçük kız yanındaki oğlana ve oğlan baktı; rengarenk, güzel, neşe dolu... ve oğlan büyüdü, yaşlanmaya başladı, gökkuşağı artık o kadar renkli değil;

bakıyorum sonsuzluğa
ayrı dünyalardan olan bizler aynı dünyada
bir sigara etrafında
renklerle siyah yapmayı bilen ben
ve sen
ne olduğunu bilemediğim kadın...

buradayım işte, ruhum çıplak, belki saf, belki yaşlı bu gencecik, körpecik bedende, sorumluluklar, özlem vs işte öyle...

not; alt grubundan alıntı sayılır

20100216

bir sigara daha sardım....

bir sigara daha sardım adıyaman tütünümden...
son bir kaç aydır olduğu gibi uyuyamıyorum düşüncelerden... pek çok insan alkolik oluyor bu yüzden hatta uyuşturucu bağımlılığına giden bir yol bu... anlatamamak insanlara yok o değil anlaşılamamak asıl neden...
hayatıma bir düzen vermem gerek ki bu da tahmin ettiğimden yakında olacak gibi... bekliyorum kaç kişiyi kaybedeceğimi... kazanacaklarım benim tabi ki de...

ve bir nefes daha çekiyorum
arta kalan hayallerimden
üzülsemde, beklesemde
biliyorum geç kaldım çocukluğuma

sana bana bize ve hatta onlara bırakmam... yok işte bu bünyede öyle birşey... susuyorum, asaletimden diye arabesk bir cümle kurmayacağım, birşeyler bildiğimden susuyorum... bekliyorum yeni başlangıcımı... çok insan silindi gitti bu bünyeden silüetleri kalmadı ve bekliyorum yine yanıma kalanları...

bir de bu sigara dumanın rüyanda görsen inanmayla çok güzel gitti;

Arkadaş sen bu değilsin
Görünüş sadece giysin
Arkadaş niye gücendin
Alıştım, karıştım ben sana
Rüyanda görsen inanma

Arkadaş sen bu değildin
Bilinen sadece ismin
Arkadaş niye değiştin
Alıştım, karıştım ben sana
Rüyanda görsen inanma

Arkadaş seni bu değilsin
Yaşayan sadece fikrin
Arkadaş niye gücendin
Alıştım, karıştım ben sana
Rüyanda görsen inanma

Sana boynumuzu eğeriz sanma
Hakkımızı gelir alırız zorla
Saklayacak yüzün yok yok
Rüyanda görsen inanma...

''o''nunla olmasa da bunlarla güzel gidiyor bu cigara... içmeden bir milyona bölünmek zor iş...

ev kokusu ve tasdüfler...

bir ev nasıl kokar?
içinde yaşayanlar gibi... ev boşalınca pek yalnız hissetmezsin kendini ama yanında hissettiğin insanları özlersin...

tesadüfen birilerine denk gelirsin yolda, bir işi başarırsın vs işte öyle sormayın fazlasını ev kokusu ilginç tesadüfler bir silsile...

hak kerimdir yarına

bir acaip derde düştüm herkes gider karına
bugün buldum bugün yerim, hak kerimdir yarına
zerrece tamahım yoktur şu dünyanın varına
rızkımı veren hudadır, kula minnet eylemem...

nesimininmiş ben ahmet aslandan öğrendim az evvel, şu dünyanın varı için yaşarken biz insancıklar zerrece de tamah etmezken nasıl oluyorda oluyor bu iş?

bi amcamın güzel sözü beliriyor aklımda; içeceğim bir yetmişlik rakı yiyeceğim yarım yarım kilo et bundan gayrısını ne yapayım?

evet bundan gayrısını ne yapar acaba bu insan evladı, daha çok kazanmak için neden çullanır kendinden daha az şu dünya malına sahip olanların üstüne? neden bu dünyanın boş -hemde içi dışı- nesnelerine, paraya örneğin? neden sevişmek aşk için değilde ihtiyaçtandır mesela? neden şarap bir dosta yahut sevdiceğe meze edilmez?

nedenleri çok olan bu konuyu ahmet aslanın bana biraz taka tukacıları andıran vokali eşlik ediyor şu an, o hem gitarına hem bana katılıyor şu an bense içmeden sarhoş oluyorum onun sanatıyla, iyi ki varsın dost...

mutluluk...

oradasın biliyorum, işte orada, iştecik hemen, okuyorsun bunu.........

güven çemberiyle yaratılmıştı bu duvarlarım, kalem - surlarım, hurcunda izlerdim evreni... bilmezdim yaşarken çürüyebileceğimi, hayallerimin nemden kabarmış boyasız duvarlar gibi devrileceğini, içimdeki fırtınaların artık yakıp yıkacak birşey bulamayacağını... bir çocuk sevinciyle ve onun kırılmışlığıyla yaratmıştım bu içine kapandığım klübeyi... şimdiyse bakıyorum bir çöp ev sanki... şimdi şimdi anlıyorum artık büyümek vaktinin geldiğini, bir rüzgar estiğinde odama dolan tozda, sırf ışık olsun diye yaktığım mumu görünce içeri sorgusuz giren misafir kelebekte görüyorum bunu. güvelenmiş anılarım artık ne okunur ne yazılır ne konuşulur olmuş, bilmiyorum hiçbirini...

melankolik patlamalar eşliğinde yazardım eskiden şimdiyse ruhsuz parmaklarımla yazıyorum düşünemeyiş işini... küfürler küfürler aklımın en ucundan merkezine ve ordan dudaklarımdan sana geliyorlar işte, gulyabanilerin eline kalmış zihnim. bir melek gibi dans eden saf arzularım sadakatime kurban edilmiş, katledilmişler, güneşli günlerde aldatılmış ruhum, gözlerim kandırılmış, kulaklarıma beton dökmüşler sonrası... dudaklarımda prangalar, bağlanmış...

mutluluk güzel şeymiş şu an tek bildiğim bu, mutlu olmak ne kadar kolaymış... neden ben hep zor olanı seçerim? adanmak istemiyorum artık bişeylere, adamasınlar beni... bana ayak uyduran davullar da, tefler yüz yirmi çarpan yüreğimde çınlıyor... hey ya hey ha...
gidip geliyorum bilmediğim bir yerlere, bir başka dünyanın omurgasından sekip bir başka hayatın tam ortasına yerleşiyorum, yorulsamda duramıyorum... gözlerimde yaş kalmamış bir de o var, ağlayamıyorum yine; halbu ki pek sevmiştim ağlamak işini...

gözden düşmeler arasında tırmanıyorum birşeyleri, kaptıramıyorum kendimi boş hayallere, ama içini dolduramadığım düşüncelerim var işte...

bu çöp eve kapanmışım, herşeyden, herkesten uzak ben... ne bir savaşçıyım artık ne de bir monk...

yağlanmış saçlarım ve titrek bedenimle anlıyorum şimdi iyiden iyiye mutluluk güzel şey...

20100212

evet

eveeet keşke anlayabilseydin şu an yazarken insanların bu yazdıklarım kadar onlarla iletişim haline geçmemi isteğini...

amaaan ne yapayım yauv çocukluğuma inin siz anlayın onların kapsama alanı dışında kalan anlayışlarını sikeyim...

o kadar